Ana içeriğe atla

Deniz Erkanat ve Müşerref Tezcan Setlerde

GEÇTİĞİMİZ hafta Yeşilçam'da iki yeni isim, içlerinde yepyeni ümitler ve taptaze bir çalışma heyecanı taşıyarak film setlerinde geldiler, kamera karşısına geçip ilk filimlerini çevirmeye başladılar. Bu iki isimden ilki «1970 SES Sinema Artisti Yarışması»nda kızlar arasında üçüncüğü kazanan Deniz Erkanat. Deniz, Melek Film'in rejisör Mehmet Dinler yönetiminde çevirmeye başladığı «Hayatım Senindir» adlı filimde Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun'la birlikte oynuyor. Gerçekten hoş bir tesadüf bu... Aynı filmin setinde, sinemaya «SES Sinema Artisti Yarışması»nı kazanarak giren 3 artist biraraya geliyorlar.
Deniz Erkanat ilk filminde Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit'in yanında oynamaktan çok memnun.
- «Sinemadan zaten çok az kimse tanıyorum,» diyor. «SES mecmuasının Kent Oyuncuları Tiyatrosu'nda verdiği kokteylde Hülya Hanım ve Ediz Bey bize anılarını anlatmıştır, yararlı tavsiyelerde bulunmuşlardır. Kader şimdi bizi aynı sette birleştirdi. Sadece filimlerini görüp isimlerini duyduğum yıldızlar yerine başrol oynadığım ilk filimimde gıyaben de olsa tanıdığım bu iki yıldızla çalışmak beni çok yardımcı oldular. Sette acemilik çekmemi önlediler, söyledikleri cümlelerle heyecanımı yatıştırdılar, bana moral verdiler. Bütün emelim Yeşilçam'da kalıcı olmak, Türk sinemasında kendime bir yer yapabilmek.»
BİR YILDIZ ADAYI: MÜŞERREF TEZCAN
Aynı hafta, ilk filmine başlayan ikinci isim ise Müşerref Tezcan. Bir zamanlar Yıldız Tezcan'ı (Gerçek) Türkiye çapında şöhret yapan Mahmut Tezcan, şimdi de bir süre önce evlendiği eşi Müşerref Tezcan'ı şöhret yapma yolunda önemli adımlar atıyor. Yeşil gözlü, uzunca boylu Müşerref Tezcan’ın daha şimdiden plaklar yoluyla, gazete reklamları ve radyo spotlarıyla edinilmiş küçümsenmiyecek bir şöhreti var. Şarkıcılığa Türk müziği ile başlayan, bugün Türkçe sözlü hafif batı müziği parçalarına yönelen ve bu dalda gerçekten büyük başarı kazanan Müşerref Tezcan'ın plaklardaki şöhretine yakında sinema da eklenecek. Eklenecek diyoruz, çünkü Müşerref Tezcan, Kemal Film hesabına rejisör Osman N. Ergün’ün çektiği «Cehenneme Bir Yolcu» adlı filimde Cüneyt Arkın'la birlikte başrol oynamaya başladı. Bu filim tamamlandıktan sonra, biri yine Cüneyt Arkın'la olmak üzere 2 filim çevirecek, nisan başlarında da, yıllar önce dünya sinemalarında yankılar uyandıran «Acı Pirinç» filmini Kemal Film hesabına çevirecek ve Silvana Mangano'nun rolünü oynayacak. Müşerref Tezcan, ilk filmi hakkında, «Çok heyecanlıyım, tek düşüncem başarılı olabilmek. Yeşilçam'da kendime bir yer yapabilmek.» derken, iki çalışma gününden sonra Osman N. Ergün Müşerref Tezcan hakkı ndaki kanaatini SES'e şu cümlelerle belirtti:
- «Müşerref Hanımın rol kabiliyeti gerçekten çok yüksek. Hem kendine söyleneni yapıyor, hem de hata yapıp Cüneyt Beyin rolünü bozmuyor. Akıllı, ciddi, efendi bir hanım. Hep böyle devam eder ve böyle giderse...»
Evet, böyle giderse Türk beyazperdesi yakında iki yeni yıldız daha kazanmış olacak...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...