Ana içeriğe atla

Öztürk Serengil Baba Oluyor

İzmir'in Efes Oteli’ndeyiz. Havuzun çevresi hayli kalabalık.. Kimi rengarenk şemsiyelerin altında boş gözlerle etrafa bakıyor, kimi bankların üzerinde güneşleniyor, kimi yemyeşil havuzun içinde deniz hasretini gideriyor, kimi de Amerikan Bar'da oturmuş, bir taraftan içkisini yudumluyor, bir taraftan da karşısındaki camdan, havuzun dibine dalıp, atraksiyon yapan gençleri seyrediyor.. Etrafta hep aşina çehreler.. İşte Fatma Girik Memduh Ün'le beraber havuzda.. Rasim Ulusman, Hümeyra da öyle. Mine Mutlu Bar'da dinlenmeyi, yüzenleri seyretmeyi tercih etmiş. Nebahat Çehre, Selda Alkor havuzun bir başka köşesinde dertleşiyorlar. Az ilerlerinde de Öztürk Serengil'le, Nevin Serengil var.. Yeni evli gençler gibi biribirlerine sokulmuşlar. Dünya umurlarında değil. Fısıl fısıl konuşuyorlar.
Yaklaşıyoruz yanlarına.. Klişeleşen hal hatır cümleleri, yudumlanan portakal suları. Sonra konuya giriş...
İkisi de dertli. «Böyle kavgalar yeryüzündeki her evli çift arasında olur,» diyorlar. Ne demiş atalarımız: Karı - koca arasındaki münakaşalar evliliğin tuzu biberidir dememişler mi?»
- «Haklısınız.» diyoruz. «Yalnız bilmediğimiz bir nokta var.. Tuz ile biber fazla kaçırılırsa evlilik yemeği ağız tadıyla yenilir mi?»
Kahkahayı basıyor Öztürk Serengil. «Haklısınız!» diyor.. «Galiba biz bu sefer ipin ucunu biraz fazla kaçırdık. Ama neylersiniz olan oldu işte. İnşallah bir daha böyle üzücü olaylarla karşılaşmayız, boşanmayı düşünecek dar boğaza gelmeyiz. Daha doğrusu gelmememiz lazım, kolay mı baba olacağım..»
Söylendiğine göre bir haftalık ayrılık Serengiller’e hayli tuzluya patlamış. Öztürk Serengil İzmirli gazinoculardan aldığı avansın büyük bir kısmını bu süre içinde yemiş. Kulağımıza fıslanan bu sözleri Nevin Serengil'e ilettiğimiz zaman birden yüzü bulutlanıyor. Anlıyoruz ki Nevin hanım eskiye dönmekten nefret eden tiplerden.
- «Siz her söylenene kulak asmayın,» diyor.
- «Ama,» diyoruz, «ateş olmayan yerden duman çıkar mı?»
- «Doğru,» diye cevap veriyor. «Çıkmaz.. Ama insanlar da bire bin katmasa olmaz. Evet Öztürk aldığı avansın bir kısmını, ama söylediğiniz gibi büyük değil, küçük bir kısmını ayrı kaldığımız günlerde har vurup harman savurdu. Ama hakkı da yok değildi. Kolay mı yuva dağıtmak.. Kolay mı daha tanışmadığı yavrusu ile karısını kendi kaderlerine terketmek..»
Bir an için dalıp gidiyoruz. Yıllar öncesine gidiyoruz. Öztürk Serengil'in sinemada şöhret olduğu, yüzbinlerce liraya para demediği, günlere.. Sonra aylar yılları kovalıyor, hesapsız atılan adımlar, Öztürk'ün elinden her şeyi alıyor. Şöhretini de, servetini de. İşte bu sırada Nevin hanımla tanışıyor Öztürk.. Evleniyorlar. Nevin Serengil sanki gökten inen bir sihirli melektir. Elindeki minik sopayı Öztürk'e değdirmiş, onu yoktan var etmiştir. Öztürk yine yüz binlerin sevgilisidir. Yine eski ününe ve servetine kavuşmuştur..
Birden daldığımız hayal aleminden şu sözlerle uyanıyoruz.
- «Öztürk eşinden ayrı kaldığı o bir haftalık süre içinde, İzmirli gazinoculardan aldığı avansın büyük kısmını yedi.»

Ve Öztürk Serengil’in yuvaya dönüşüne onun hesabına, onu seven ve takdir edenlerin hesabına bir kere daha seviniyoruz ve İzmir’de ikinci balaylarını yaşayan Öztürk Serengil’le Nevin Serengil’i, doğacak çocuklarının hayalleri ile başbaşa bırakıp, Fuar zamanı şöhretler meşheri haline gelen Efes Oteli'nin havuzunu terk ediyoruz...(diğer haberler için aşağıaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....