Ana içeriğe atla

Tanju Korel'in Tehlikeli Tutkusu

Bundan üç yıl önce şimdi yıkılmış olan Taksim Belediye Gazinosu'nda Perde mecmuasının tertiplediği artist yarışması yapılıyordu. Yüzlerce genç gazinonun bahçesini doldurmuşlar, heyecan içinde prodüktörlerin karşısına çıkacakları anı bekliyorlardı. İşte Tanju Korel'i ilk defa o gün tanıdım. Diğer artist adaylarının içinde uzun boyu, (1 metre 90 santim ile Türk sinemasımn en uzun boylu oyuncusudur) kara, kıvırcık saçları, iri elleri ile, bir filim artistinden ziyade basketbolcuyu andırıyordu. Ve Tanju Korel prodüktörlerin dikkatini bu özellikleri sayesinde çekmişti.
Neticeler açıklandığı zaman Tanju Korel'in, Murat Soydan’ın arkasından ikinci olduğunu gördük. Üzüntülüydü. Yüzünde «Niye birinci olamadım» gibilerden bir ifade vardı. Bütün bunlar Topkapı Sarayı'nın silah dairesinde Tanju Korel'in röportajını yaparken aklımızdan geçiverdi.
Tanju, her çeşit silaha hastalık derecesinde ilgi duyuyor. Zaten SES'teki özel fişinde de «Hoby'niz?» sorusunun karşısına aynen şöyle yazmış: «Tarihi silah meraklısıdır. Boş zamanlarını silahlar üzerine yazılmış kitaplar okuyarak geçirir.»
Tanju Korel bize Topkapı Sarayı'nın silah dairesinde tıpkı bir mihmandar gibi bilgi verdi. Her silahın başında durup uzun uzun anlattı... «Bu gördüğünüz sedef kakmalı kılıç, Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Savaşında kullandığı silahtır. Şu kılıç Dördüncü Murad'mdır... Altın işlemeli tüfeği Abdülmecid’e Fransa kralı hediye etmiştir.» Ve bu bilginin arkasından hemen şunları ekliyor: «Fransa'da 'İnstitut Commerciale'de okurken Paris'teki bütün müzeleri gezmiş, özellikle o müzelerdeki silahlar hakkında etüdler yapmıştım. Avrupa başkentlerindeki büyük müzelerde bulunan silâhların çeşitlerini, özelliklerini, kimlere ait olduklarını oldukça iyi bilirim...»
Dikkat edilirse Tanju bütün filimlerinde silâhlıdır. «Eşkıya» da, «Kamalı Zeybeğin Oğlu» nda, «Tark - Han» da ve son olarak «Gültekin» de Tanju’yu ya tüfekle, ya tabanca, ya da kılıç ile görmüş veya okumuşsunuzdur. Tanju silah merakını, filimlerde eline tabanca, tüfek, kılıç alarak tatmin ediyor anlaşılan.
Silah dairesinde bazı turistler Tanju'yu bize izahat verirken görünce mihmandar zannedip Fransızca bazı şeyler sordular. Tanju’dan beklemedikleri nefis bir Fransızca ve cevap alınca da hayli şaşırdılar. (Tanju Galatasaray Lisesi mezunudur. Fransa'da Grenoble'de ticaret tahsüi yapmıştır). Bu aıada flaşın ışığı Tanju’nun yöizünde pat pat patlamaya başlayınca durum anlaşıldı ve turistlerin Tanju’ya karşı olan merakı bir kat daha arttı. Kendi aralarında, «Demek artistmiş! Amerika'da olsa kovboy filimlerinde oynar! Boyu, tipi uygun!» diye konuşmaya başladılar.
Topkapı Sarayı'ndan ayrılırken yerli, yabancı hemen herkes biraz şaşkınlık, biraz da hayranlık içinde Tanju’ya bakıyordu...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...