Ana içeriğe atla

Kim Bu Fikri?

Bundan bir- iki ay öncesine kadar ikinci sınıf gazinolarda solistlik yapan Seda Sayan, kısa bir hazırlık sonunda şu günlerde Büyük Maksim Gazinosu’nda assolist olarak sahneye çıkıyor. Her gece de kucak dolusu çiçek alıyor dinleyicilerinden. Birde “Fikri” isimli bir hayranı var ki Seda Sayan’ın, her gece gelen çiçekleri tek tek okuduğu halde onun adını bile anmıyor nedense...
Son günlerde İstanbul sahnelerinde yeni yeni tanıdığımız simalar ortaya çıkıyor. Yıllar yılı sahne yaşamlarını ucuz gazinolarda, ikinci, üçüncü sınıf solist olarak sürdüren bazı sanatçılar yaptıkları sansasyonlarla, dergilere, gazetelere kapak olmalarıyla bir bakıyorsunuz, en üst tabakanın devam ettiği gazinolara assolist oluvermişler. Birazına kader diyeceğiz bunun ama, herhalde çoğu da beceri işi oluyor...
Sanat dünyasında pek fazla bir geçmişi olmayan ve bu geçmişinde de ikinci sınıf gazinolarda sahneye çıkan Seda Sayan da şu anda İstanbul'un en güzel gazinolarından biri olan Büyük Maksim'de assolist olarak çıkıyor sahneye... Dünün ikinci sınıf solisti Seda Sayan bugün artık bir hanımefendi assolist... Yaptığı her hareket, takındığı her tavır, üzerine giydiği tuvaletlerle bir hanımefendi. Diğerleri gibi, sahneye çıktığı her gece kucak dolusu çiçek alan, alkış yağmuruna tutulan bir assolist...
Seda Sayan her gece sahneye adımını atar atmaz, ilk önce, kısa sürede kazandığı başarının kendisine göre en önemli ispatı olan çiçeklerle karşılaşıyor. Gönderenlere teşekkürlerini bildirmek de Seda Sayan için mutlulukların en büyüğü oluyor. Gazino içinde ve dışında bulunan hayranlarından aldığı çiçeklerle, her gece daha bir güvenli ve daha bir kendinden emin atıyor adımını sahneye. Bir de garip bir hayranı var genç sanatçının... Hemen hemen her gece koca bir sepet çiçek yollayan ama adının “Fikri” olduğundan başka hakkında hiçbir şey bilinmeyen garip bir hayran bu... Aslında garipliğin birazı da Seda Sayan’da. Genç assolist herkesin adını okuyup, gönderdikleri çiçeklere teşekkür ediyor ama nedense bu ateşli hayranının adını okumuyor. Gözünden kaçıyor desek biraz komik olur herhalde, çünkü Fikri isimli hayranının gönderdiği kocaman bir sepet... Ama yine de görmemezlikten geliyor işte genç sanatçı bu çiçeği.
Acaba çekindiği, kimsenin bilmesini istemediği bir sorun mu var ki Seda Sayan'ın, ısrarla kaçınıyor bu hayranının adını açıklamaktan. Bay Fikri'nin bu hareketten alınması bir yana, bütün gazinonun meraklı bakışlarına hedef oluyor genç sanatçı. Kısa sürede assolist olmayı becerebildi Sayan ama asıl önemlisi üstlendiği bu görevi aynı başarı çizgisinde sürdürebilmesi... Kendisini birtakım esrarengiz tavırlarla her zaman daha kolay gündeme getirebileceğini mi düşünüyor yoksa Seda Sayan? İşte insanın kafasını meşgul eden de bunlar ya. Herkesin kafasında da ister istemez bir soru işareti beliriyor. Meraklı bakışlar Seda Sayan'ı ve çiçeği izlerken, bu “acaba” sorusu da beyinlerde asılı kalyor, aynen o çiçeğin sahnenin bir köşesinde asılı kalması gibi... Ve yine herkes birbirine soruyor, “Kim bu Fikri” diye... Biz de yineliyoruz ...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...