Ana içeriğe atla

İşte Zeki Müren'in Sevgilisi

Sizler ekranlarınız başında Zeki Müren'in Bodrum konserini adeta nefes almadan izlerken, Sanat Güneşi'nin yıllar önce yaşadığı ve unutamadığı bir aşkı dile getirdiğini herhalde bilmiyordunuz... ''Zahidem'' adlı mayada gözlerinin nasıl buğulandığını, gözünüzün önüne getirin... Ve o gözyaşları, o an yeniden hatırlanan buğday tenli bir kadın içindi...Bir aşk yaşandı yıllar önce... O umutsuz aşkın acıları, otuz yıl geçmesine rağmen dinmedi, ateşi sönmedi, bir çerağ gibi alev alev yandı durdu... Pek çok kişi bilmiyordu, ama zaman zaman şiirlerde, çoğu zaman da şarkılaarda, plaklarda ve son olarak da meşhur Bodrum konserinde gözyaşları içinde dile geldi bu aşk... Bodrum konseri deyince şöyle bir durdunuz değil mi? Hepimizin, hepinizin izlediği gibi "sanatçıların en büyüğü, insanların en güzeli'' diye takdim edilen Zeki Müren ''Zahide'' isimli meşhur mayasını gözyaşları içinde söylemişti... Hele yere oturup da ''Zahidem kurbanın olayım, Sallama beşik beni genç yaşımda eyledin aşık...'' Ve arkasından şarkının bir başka bölümünde; ''İsterem al buğday benizli zülfü dolaşmış, Gelenden gidenden haber sorarım. Diken arasında kalmış gül gibi...'' derken, yılların biriken özlemini, ızdırabını ve sonuçsuz kalan büyük aşkını öyle bir anlattı ki, Zeki Müren bu anda gözyaşlarını da tutamadı... Ve Bodrum konserinde Zeki Müren'in göz pınarlarındaki yaşlar mayasına isim olan yıllardır unutamadığı büyük aşkı ''Zahide" içindi.Yıllar yılı Zeki Müren'in yazılmayan çizilmeyen bir şeyi kalmamıştı... Çeşitli aşklarından tutun da, sanatıyla ilgili her şey... Ama bir tanesi vardı yazılmayan, duyulmayan ve sadece Zeki Müren'in içinde yaşayan, şimdi sağ mı, ölü mü, sağsa nerede olduğunu kendisinin dahi bilmediği... Zeki Müren'in yıllar önce büyük sevdayla tutulduğu, buğday tenli Zahide'si...Ancak Zeki Müren, hep gizlemişti onu... Belki ''bir gün'' demişti ama o ''bir gün" bir türlü gelmedi.. Ve Sanat Güneşi'ni çok iyi tanıyan onun en acılı, en sevinçli günlerinde hep yanında olan, zaman gelip bir lokma ekmeği paylaşan sırdaşı, canı, ciğeri bir yakını isminin açıklanmasını istemeden, yıllardır gizli kalmış aşkı şöyle ortaya çıkardı:
''Zeki Müren o zamanlar 22 yaşında pırıl pırıl bir delikanlı idi... En ufak bir şey onu etkilerdi... Bursa'de oturduğu mahallede annesinin tenıdığı bir kadın vardı... Buğday tenli, güzelce ve hisseden.. İşte bu kadının ismi Zahide idi... Zeki, çok sevdi onu... Gençlik aşkıydı, delişmenlik günlerinin gerçek sevgilisiydi... Platonik olarak bağlandı ama ne bağlanış... Hiçbir zaman birlikte olmadılar, olamadılar... Ayrıca Zahide, Zeki'den yaşça büyüktü... O zamanlar hayalleri olan Zeki Müren, dünyasını Zahide'ye ayırmıştı... Bir karasevda gibiydi... Zahide'de ona karşı sevgi ve şefkat doluydu...Ama çok sürmedi. Çünkü Zeki Müren İstanbul'a gittiği ve seci Türkiye radyolarından tüm yurda dalga dalga yayıldığı zaman Zahide de Bursa'dan ayrıldı. Hatta radyoda sesi duyulduktan sonra Zeki Müren, tekrar Bursa'ya koştu ama Zahide'yi bulamadı... Tıpkı filmlerdeki gibi aylarca onu sordu her yere... Tam otuz yıl geçti... Ancak hala Zahide'nin yerini, yurdunu bilen yok. Yaşıyorsa bugün altmış, altmış beş yaşında olması gerekir buğday tenli Zahide'nin...''
Evet, Zahide yaşıyor mu, yaşamıyor mu bilinmiyor ama, bilinen şey Zeki Müren'in gönlünde hala yaşadığı, hala Sanat Güneşi'nin ismini andıkça gözlerinin buğulandığı, hala içinin yandığı...İşte, son Bodrum konserinde de buğday tenlisine bir kez daha ağlayarak hasretini anlattı Zeki Müren... Hem de milyonlarca kişi önünde...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...