Ana içeriğe atla

En Güzel İsveçli Britt Ekland

İki yıl önce, İngiltere'nin en komik adamı diye isim yapmış ünlü komedyen Peter Seilers kendinden on sekiz yaş küçük İsveçli bir kızla evlenince sinema çevreleri bıyık altından gülmeden edemediler. Daha önce başından iki evlilik geçmiş olan Sellers'ı tanıyanlar, «Kız güzel ama, bakalım kaç ay evli kalabilecekler?» diye konuşmalara başladılar.
Bugün ise Sellers'ların evlilikleri ilk günkü kadar mesut devam etmekte ve birbirlerini hakikaten çok seven çift, mutluluklarını perçinleyen bir kız çocuğa sahip olmakla övünmektedir. En mühimmi ise sinema dünyasının yeni bir yıldız kazanmasıdır. Britt Ekland genellikle pembe renkli mini etekler giyen, bu eteklerin altından gözüken muntazam bacakları, yuvarlak omuzlarıyle dikkati çeken ve yaşından küçük gösteren hali, iri parlak gözleriyle, iki yıl önce sadece Peter Sellers'ın karsı diye alınırdı. Bugün ise Hollywood'da İsveç'in en güzel kızı ve en kabiliyetli artisti diye tanınıyor.
«A Cold Place» (Soğuk Yer) adlı televizyon filmiyle dikkati çeken yıldız adayı, «The Trials Of O'Brien» (O'Brien'in Duruşması) ile sinemada da iddialı olduğunu ispatlamış, «The Bobo» isimli filimde ise yaşlı bir sokak kızını canlandırarak kendini kabul ettirmiştir.
Britt çocuksu görünüşüne rağmen son derece asabidir. Kısa bir süre önce İsveç'te oynayan filminde adı «Eklund» olarak yazılmıştı. Bunu duyan ve o sıralar Roma'da filim çevirmekte olan Britt telefonu açtığı gibi sinema sahibine ağzına gelenleri söylemeye başladı:
- «Benim soyadım Ekland'dır. Anlıyor musunuz Ekland? İnsan biraz dikkat eder. Hangi akla hizmet edip Ekland diye yazdınız. Sophia Loren'in soyadını yanılıp da hiç Scicclone filan diye yazıyor musunuz?»
Telefonu da karşıda özür dilemeye hazırlanan adamcağızın suratına par diye kapatmıştı. Kendi adı için bu kadar titiz ve cüretli olan Britt Ekland, aslında dünyanın en mütevazı insanlarından biridir. Bugün İsveçlilerin, «Greta Garbo'nun yerini alan artistimiz» veya «Anita Ekberg'in bir zamanlar fiziğiyle yaptığının çok daha fazlasını yapacak kız» diye bahsettikleri sarışın kadın için bir zamanlar evliliği yürütemez diyenler şimdi her şeye sahip kadın diyorlar. İyi bir ev kadını, Victoria adlı cici bir kız için iyi bir anne ve şöhretli bir yıldız... Hakikaten herkesin gönlünde yatabilecek aslana Britt sahip olmuştur.
Artık her gün gazetecilerin kapısını aşındırdıkları bir yıldız haline gelen Britt geçenlerde bir gazeteciyle uzun uzun konuşarak kendisine sorulan birçok sorunun cevabını verdi:
- «Artık İsveç gazetelerini okumuyorum. Her sabah yatarken günlük gazetelere göz gezdirmeden uyuyamam. İsveç gazeteleri de bana en aşağı iki gün sonra geldiği için haberlerin bir kıymeti kalmıyor. Artık tanınmış bir isim olmama rağmen kend arkadaşlarım ancak bir elin parmakları kadardır. Evimize gelip giden bütün dostlarımız Peter'in eski arkadaşlarıdır. En büyük zevkim partilerdir. Fakat benim aksime kocam partiye gitmekten nefret eder. Bu bazen aramızda ufak tefek münakaşaların çıkmasına sebep oluyorsa da ben herhangi bir anlaşmazlığa fırsat vermemek için hemen susuyorum. Öyle değil mi ya, insan partilere gitmemekle ölmez ki. Zaten ben, böyle toplantılara dans etmek, eğlenmek için değil, orada göreceğim ve o güne kadar tanımadığım insanların kıyafetlerini seyretmek, konuştuklarını dinlemek için gitmek isterim.»
Bunları anlattıktan sonra, özel hayatlarından ve kocasıyle çok mesut olup çocuğunu çok sevdiğinden bahseden İsveç'in yeni bombası kocası Peter Sellers'ın zekasına ve köküme hayran olduğunu söylemiştir.
- «Ben her şeyden önce çok olgunlaştım. Yirmi bir yaşma basıp rüştümü ispat ettiğim kafam zaman henüz on altı yaşındaki bir kızın kafasından farksızdı. En büyük eğlencem saatlerce dolaşmak, arkadaşlarımla konuşmaktı. Hele kitap okumaktan hiç hoşienmazdım. Geçen seneye kadar bu hal böyle devam etti. Fakat baktım ki kocam arkadaşlarıyle konuşurken ben söyleyecek kelime bulamıyorum, onların yanında küçük düşüyorum, şöhretin bir yerde para etmediğini anladım. Şimdi günde bir kitap bitirdiğim oluyor. Tabii bu konuda Peter'in diğer bir çok meziyeti gibi sabrına ve yardımına hayranım. Zekamın da ilerlediğini rahatlıkla söylerim. Hatta bir ay sonra tekrar benimle konuşmaya gelirseniz 'Ben olgun ve zeki bir insanım' bile diyebilirim. Kocamı sevdiğim kadar annemi babamı ve kardeşlerimi de severim. Geçen yıl Peter'le İspanya'da tatildeyken onları karşımda bulunca sanki dünyalar benim oldu. Biliyorum, iyi çocuklar ana babalarını yanlarına çağıracaklarına, onların yanma gitmelidir. Ama inanın ki bütün arzuma rağmen İsveç, baba evime gidebilecek zamanı bulamadım... Kocam İngiliz, vaktimizin çoğu Amerika'da geçiyor, fakat ben İngiliz'ceyi hala İsveç'li gibi konuşuyorum. Ama kızımın İngiltere Kraliçesi gibi mükemmel bir İngilizce konuşması için ona hususî dadı tutum. Şimdi, bütün dünyanın tanıdığı ve bildiği bir isim olmak çok boşuma gidiyor. Peter ile evlendiğimiz ilk günler, onun yanında çanta gibi dolaşmak yerine şimdi, aynı ölçüde çalışmak bana büyük bir zevk veriyor, Başta, herkes Elizabeth Taylor ve Ava Gardner'den bahsettiği için onlara benzemeye çalışıyordum. Biraz şımarık ve biraz yaşlı görünmekle ben de onlar kadar sükse yapabileceğimi sanmıştım. Netice umduğum gibi çıkmayınca, Loren'le Bardot karışımı bir tipi denedim. Yine olmadı. Nihayet Peter, varlığımı ikabul ettirebilmem için, kimseyi taklit etmeden kendimi gösterebileceğim iyi bir hikaye kovalamamı tavsiye etti. Ben de, çocuksu yüz ifademe giden bir, iki filimde gözükünce, netice bildiğiniz gibi istediğimden de çok daha iyi oldu. Kısa zamanda, hem seyircilerin özledikleri, hem de prodüktörlerin en çok tuttukları yıldız oldum.»

İşte «Bir koltuğa iki karpuz sığmaz» diyenlere bir koltuğa üç karpuzun da sığabileceğini gösteren çocuk yüzlü, çocuk tipli yıldızın büyük bir saflık ve samimiyetle anlattıkları. Her ne kadar kendi utana sıkıla olgun olmadığından ve zekasının kıt olduğundan yakınsın, otoriteler önümüzdeki yıla Britt Ekland yılı adını takmışlar bile...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...

Filiz Ersürer Sevgisini İçine Attı

Gazino patronu Oğuz İslamoğlu ile yaşadığı büyük aşkın bitimine üzülüp, sevgisini kalbinde kurutmaya çalışan Filiz Ersürer son günlerde büyük bir olgunluk örneği gösteriyor. Turizmci sevgilisinden ayrılıp manken sevgilisi Mine ile sık sık görülmeye başlayan eski gazinocu sevgilisini kıskanmak bir yana, rakibesine koltuk çıkarak yakışmışlar bile diyebiliyor, mutluluk dileyebiliyor... A şk bambaşka bir duygu. Zor başa gelir, kalpten de zor atılır, insan sevdiği ile dünyayı unutur, unutur da kaybettiği zaman tüm dünya onu unutturmayı başaramaz. Böylesine yüce bir duygu, o sevenin kalbinde yücelen insanla güzeldir işte ve o insan yok olunca tüm güzellikler çirkine dönüşür, kahkaha atılan anılar gözyaşlarıyla beslenir. İşte böylesine bir aşk ve bu aşkın bitişiyle, sonrasından bahsedeceğiz şimdi. Genç ama başarılı bir gazinocu olan Oğuz İslamoğlu ile Filiz Ersürer'in beraberlikleri gerçekten de parmak ısırtacak kadar güzeldi. Filiz Ersürer'e manevi desteğinin yanısıra ev tut...

Maximilian Schell Muamması

O evde olduğu zamanlar, herkes koridorlarda ayaklarının ucuna basarak dolaşır. Telefonlar arka odalara kaldırılır. Misafirlerin sayısı azalır. Kısacası evin içine bir korku havası hakim olur. Bazı günler Maximilian Schell'in odasından tatlı piyano sesleri gelir. Bazan da piyanonun sesi değişir, bir dangırtı halini alır. Bazan da odada bir erkek gür sesiyle dünya edebiyatının şaheser şiirlerini okur... Maximilian Schell'in birbirine hiç uymayan garip davranışları, ailesinin fertlerini olduğu kadar yakın dostlarını da şaşırtıyor. Sinema dünyasının bir numaralı aktörlerinden biri olmasına rağmen teklif edilen rolleri kabul etmemek için şirket sahiplerine bin dereden su getiriyor. İyi bir piyanist olduğu halde konser turnelerine çıkmaktan kaçınıyor. Aşağı yukarı bir seneden fazla bir süredir yazdığı piyesin üzerinde uğraşıyor. Piyesi tamamladığı halde oynama hakkını satın almak isteyenlere de «Ben tüccar değilim» cevabını veriyor. Maximilian Schell, iki üniversite, bir konser...