Ana içeriğe atla

Her Rolün Adamı David Niven

Rejisörün yardımcısı hiç de iyimser değildi. Düşüncelerini açıklarken;
- «Bence hiç vakit kaybetmeden başrolü bir başkasına teklif etseniz daha iyi olacak... Boşu boşuna beklemeyelim. Zira David Niven'in bu filimde oynamayı kabul etmeyeceğinden eminim. Zaten bizim kaptan rolü ona göre değil...»
Rejisör John Frankhenimer, güldü: «Sen David Niven'i tanımıyorsun, dostum» dedi. «Onun oynayamayacağı rol yoktur. Sonra mesleğine de o kadar bağlıdır ki eğer deha önceden bir başkasına sez vermişse, karşısına çıkan bir fırsatı asla tepmez...
Meksika kıyılarında çevrilecek olan «The Extraordinary Seaman» (İnanılmaz Denizci) isimli filimde başrolü yılların şönretli aktörü David Niven'in oynaması kararlaştırılmıştı. Aktörün bir filmi tamamladıktan sonra eşi ve çocuklarıyle beraber İsviçre'deki şatosuna istirahate çekildiğini bilen rejisör Frankenheimer hemen aktöre bir mektup yazıp bu meseleyi konuşmak üzere randevu istemişti... Bir taraftan da filmin ön hazırlıklarını tamamlamaya girişmişti. David Niven'in böyle ilgi çekici bir filimde başrolü oynamayı reddetmeyeceğinden katiyetle emindi. Aktörün ancak sağlık durumu bozulursa, ya da çok önemli bir işi çıkarsa filimde oynaması ihtimali ortadan kalkabilirdi... O zaman da Niven vakitlice durumu onlara bildirirdi.
Frankenheimer, mektubuna umduğundan daha çabuk cevap aldı. David Niven rolü kabul etmişti... Senaryonun hemen kendisine gönderilmesini istiyordu... Meksika'ya gelmeden önce rolünü ezberleyip çalışmaları kolaylaştırmak istediğini de bildirmişti...
Bugüne kadar altmıştan fazla filim çevirmiş olan David Niven, son yıllarda komedi filimlerinde daha fazla başarı göstermeye başladı. Aktör de bunu bildiği için kendisini komedilerde oynatmak isteyenlerin tekliflerini geri çevirmemeye bakıyor. Bugün Amerikan sinemasında en fazla aranan aktörün de David Niven olduğu biliniyor. Hiç bir filim şirketiyle ihtilafı olmayan aktör, boş olduğu takdirde teklifleri geri çevirmemeye bakıyor... Ancak bu arada eşini ve çocuklarını da ihmal etmiyor... Yılın belirli zamanlarında seyahate çıkıyor, evinde dinleniyor. Kendini yeni çalışma devresine hazırlıyor. Bu sayede de gençliğini ve çalışma enerjisini muhafaza ediyor...
D. Niven, Meksika'ya hareket etmeden önce oynayacağı rol hakkında soru soranlara:
- «Canım, basit bir gemi kaptanını canlandıracağım» dedi. «Denizci bu, içki içmez mi, elbette içer... Gemide beklenmedik olaylarla karşılaşmaz mı, elbette karşılaşır... Benim çevireceğim filimde bunlar bir macera filmi havasında değil de bir komedi havasında anlatılacak... Bu rolü çok beğendiğimi ve filmin de şimdiye kadar çevirdiğim filimlerin en güzeli olacağına inandığımı şimdiden söyleyebilirim.»

David Niven, Meksika'daki çalışmalarını tamamladıktan sonra İngiltere'ye dönecek, Deborah Kerr ile beraber doğum kontrol haplarıyle ilgili bir salon komedisi çevirecek...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ajda Pekkan Niye Saklanıyor?

AJDA PEKKAN ’a incecik porselen çay bardaklarıyla çaylarımızı içerken sordum: «Bana kalırsa her sanatçı sahne hayatından bu kadar şikayetçi değil. Kendinizi fazla yıpratmıyor musunuz?» «Belki ben fazla hassasım, belki de layık olduğum şeyleri istiyorum. Bunları bulamadığım zaman da üzülüp, yıpranıyorum.» «Ne gibi?» «Şöyle açıklayabilirim. Siz de kabul edersiniz ki, Türkiye’nin önemli, isim yapmış sanatçılarından birisiyim. Zaman zaman duraklama dönemlerine girdiğim oluyor. Ama, benim bu birkaç aylık duraklamam bunca yıldır yaptığım ismi bir anda silip götüremez herhalde. Bizde alışılmış bir kural var. Yeni bir sanatçı fırlamaya görsün. Hemen bir eski ismi tahtından indirdiği iddia ediliyor. Ne kadar aldırmasanız üzülüyorsunuz. Şöyle bir düşünün ne kadar çok sanatçıya bu çirkin davranışta bulunuldu.» «Türkiye'deki meslektaşlarınızla ilgili düşünceleriniz?» «Seyyal Taner’in showuna hayranım. Sezen Aksu 'nun sesine, duygulu bestelerine bayılıyorum. Erol Evgin’i ço...

Ajda Pekkan'ın Gönlünde Yatan Aslan

1962 yılında Ajda Pekkan hiç kimsenin tanımadığı meçhul bir şantözdür. Moda Deniz Kulübünde beş para almadan, belki ilerde şöhret olabilirim ümidiyle, şarkı söylemekte, zirveye doğru yükselebilmek için açık bir kapı aramaktadır. Aradan bir yıl geçmiştir. Sıcak bir haziran gecesinde Ajda Pekkan üçü kız, ikisi erkek beş arkadaşıyle Suadiye'de bir gazinoda oturmaktadır. Konu şarkıcılık üzerinedir, ama konuşmaların içinde sık sık «şöhret» kelimesi geçmektedir. Sohbetin heyecanlı bir anında üç kızdan sarışın olanı Ajda Pekkan'a, orada bulunan herkesin tasdik ettiği, fakat Ajda’nın hiç, ama hiç düşünmediği cazip bir teklifte bulunur: «Ajda SES Mecmuası'nın Sinema Artisti Yarışması'na niye girmezsin? Gençsin, güzelsin, kültürlüsün, muhakkak birinci olursun!» Ajda Pekkan güler bu sözlere. Ve arkadaşlarına üç ay önce başından geçen bir olayı anlatır: «Çocuklar görüşlerinizde belki haklısınız, ama bilemiyorum ki... Üç ay kadar önce tesadüfen 'Zavallı Necdet' film...

Hülya Avşar Telefonda

Aydoğan Kısacık... -Hülya hanım, bir kızımız oldu. Ona bir isim söyler misiniz? -“Benim ismimin tersi olan Aylüh." Dr. Faruk Abit... -İyi günler efendim. Ben estetik cerrahıyım. Acaba siz hiç estetik oldunuz mu? -“Hayır ama olacağım. Film setinde karnımda fünye patlamıştı. Dikiş izleri için gideceğim.” Aysel Şimşek... -En çok sevdiğiniz şarkı nedir? -“Bir Sevgi İstiyorum...” Gülten Korkmaz... -İlerisi için neler düşündüğünüzü öğrenebilirmiyim? -“Yapmak istediğim daha çok toplumsal filmler.” Erdinç Ülüş... -Siz olaylı bir yarışma sonucu büyük bir sükse ile beyaz perdeye geçtiniz. Daha önce yarışmanın kurallarını bilmiyor muydunuz? -“Maalesef biliyordum. Yarışmaya son anda katıldığım için form bile doldurmaya fırsat bulamadım.” -Böyle bir durum olmadan kazansaydınız, şimdiki sükseyi yapabilir miydiniz? -“Hiç zannetmiyorum.” Cüneyt Ertür... -Hülya hanım. İngiliz bir kızla evlilik yapıyorum. Ailem ve ben onu Müslüman yapacağız ama isim bulamıyoru...