Ana içeriğe atla

Hümeyra'yı Zor Günler Bekliyor

Öztürk Serengil bundan birkaç ayönce, yaz sezonunda bir kulüp açacağını haber vermiş, şöyle demişti:
    - «Türkiye'de artistler gibi kulüplerin de yıldızı vardır. Bu yıl açacağım Şadırvan adlı kulüp 1970'in yıldız kulübü olacak. Kulüplerin yıldızında da artistlerin yıldızını çalıştırmak lazım. Kulübüme öyle bir yıldız çıkaracağım ki, şaşıp kalacaksınız...»
Bu konuşmadan birkaç ay sonra, geçtiğimiz hafta, SES telefonu çaldı. Telin öbür ucunda Öztürk Serengil vardı: «Gelin de gözlerinizle görün.» diyordu. «Sözümü tuttum...»
Hemen kalkıp Öztürk Serengil’in Bebek Belediye Gazinosu yanında, henüz inşa halinde olan kulübüne gittik. Öztürk bizi kapıda karşıladı. Heyecanlıydı. Biraz ileride, bize arkası dönük duran orta boylu kadını işaret ederek. «İşte,» dedi. «Kulübümün yıldızı...»
İşaret ettiği tarafa bakınca gerçekten şaştık, kaldık. Karşımızda duran «yıldız» Hümeyra'dan başkası değildi.
Evet, sonunda Hümeyra «sahneye evet» dedi... Öztürk Serengil'in tatlı dili Hümeyra’yı sahneye çıkmaya ikna etmişti. İsterseniz biz aradan çekilelim, gerisini Hümeyra anlatsın size:
    - «'Kördüğüm' le büyük çıkışımı yaptıktan sonra gazino patronları da peşimi bırakmaz olmuşlardı. Fakat kendime güvenemiyordum. Bunun için tekliflerin hepsini reddettim. Sonra üzerinde düşünmeye başladım... En sonunda da kararımı verdim... Sahneye çıkabilirdim... Ama şu şartlarla: Önce çalışacağım kulu: kaliteli bir kuiüp olmalıydı... Sonra radyo kuvvetli olmalıydı. Öztürk bey bana projelerini anlatınca kararımı verdim. Aradığım şartların hepsi Öztürk beyin teklifinde vardı.»
Sözü, burada Öztürk Serengil aldı:
- «Benim kulübümde kimse bacak göstererek para kazanamayacak. Ben halka, kendinden bir şeyler veren kişileri kadroma aldım. Şadırvan’ın ilk kadrosunda Moğollar, Hümeyra, Özdemir Erdoğan, Ahit - Cahit Oben orkestrası, Bora Ayanoğlu ve ben çalışacağım. Göreceksiniz kulübüm bu yaz bütün gece kulüplerini dize getirecek.»
Öztürk Serengil'in açacağı kulübün en büyük orijinalitesi sahnenin deniz üzerinde olması... Deniz üzerindeki sahne ince köprülerle piste bağlanıyor. Hümeyra’nın sahneye çıkışı bu köprülerle değil, sandalla olacak. Arkasına üzerlerinde mumlar yanan kaplumbağalar bağlanmış bir sandalla sahneye çıkacak. Tahmin ettiğiniz gibi... Öztürk Serengil'in kulübü Lale Devri'nin minik bir kopyası olacak.

Bu hafta içinde açılacak kulüpte Hümeyra'ya hangi orkestranın eşlik edeceği şimdilik meçhul. Eğer getirtilebilirse Hümeyra'ya bir Avrupa orkestrası eşlik edecek, aksi halde Ahit - Cahit Oben; Hümeyra’nın arkasında çalacak...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...