Konyaaltı Antalya'nın en güzel köşelerinden biridir. Göz alabildiğine
uzanan çakıl taşları ile kaplı bir sahil... Karşıda,
zirvesinden kar eksik olmayan tepeler... Sabahları çarşaf gibi
dümdüz, öğleden sonra sahili döven koyu lacivert bir deniz... Ve
kumsalın bittiği yerde sıra sıra evler, gazino ve lokantalar...
AntalyalIlar bu evlere «oba» diyorlar... Yaz aylarında belediye
tarafından denizi, güneşi sevenlere kiraya veriliyor... Festival
boyunca da Antalya’ya gelen «görevlileri», «davetlileri»
ağırlıyor..
Bu yıl bu obalardan
biri, önü rüzgardan korunmak için hasırla örtülü olanı,
yerlisi olsun, yabancısı olsun bütün herkesin dikkatini çekti.
Obayı biri kız, diğeri erkek, iki kişi paylaşıyordu. Kız uzun
saçlıydı. Kolunda dövmeler vardı. Adı Gülay'dı... Ama
tanıyanlar onu «Hipi Gülay!» diye çağırıyorlardı. «Bu yıl
ölen İzmirli Hipi Perihan'ın yerini alan Ankaralı Hipi Gülay'dır
bu...» diyorlardı.
Erkek
ise, Türk sinemasının ve alaturka gazino müşterilerinin yakından
tanıdığı bir isimdi: Kuzey Vargın...
Evet, Türk sinemasında
oyunculuğundan çok flörtleri ile, bir zamanlar da güzellik
yarışmalarının gediklisi olmakla ün yapan Tansu Sayın’Ia
geçenlerde nişanlanan Kuzey Vargın nedense festivale nişanlısı
ile değil de, hipi sevgilisiyle gelmişti. Ve ne gariptir. Tansu
Sayın dediğiniz anda hemen, «Evleneceğiz, yakında... Seviyorum
onu,» diyordu...
Kuzey
Vargın, festivale gelen şöhretlerin en dertlisi, en kederlisi, en
üzgünü ve karamsarıydı... Hipi Gülay bile onu
neşelendiremiyordu... Festival süresince, halk arasına karışmadı,
insan içine pek çıkmadı... Ankara’dan getirdiği Hipi Gülay’la
Konyaaltı’nda, etrafı hasırla çevrili obasında, kelimenin tam
anlamıyla bir «Robenson» hayatı yaşadı... Kasaptan et alıp,
yemeğini kendi yaptı... Bazı günler balığa çıktı... Bol bol
kitap okudu, denize girdi, güneşlendi... Ama bir an olsun yüzünde
tebessümün yarattığı o tatlı izleri görünmedi...
Dertliydi
Kuzey Vargın... «Niye?» diye sorulduğu zaman derinden derine iç
geçiriyor, «Sorma,» gibilerden başını sallıyordu... Ama ısrar
edilince başlıyordu anlatmaya... Söylediklerinden çıkarabildiğimiz
kadarıyla Kuzey Vargın eski eşini, ayrı kaldığı çocuğunu,
eşinin kendisine takındığı ve «yersiz» olarak nitelediği
olaylar zincirini düşünüyordu. «Çocuğumu benden kopardılar.»
diyordu... «Onu artık görmeyeceğim, aramıyacağım,
sormayacağım.»
-
«Peki özlemeyecek misiniz? Bu ayrılığa dayanabilecek
misiniz?...»
-
«Bilmem. Ama görmeyeceğim işte... Beni oğlumdan, öz yavrumdan
bile soğuttular...»
Ayla Oranlı'dan resmen
ayrılmıştı Kuzey Vargın... Ayla Oranlı da Ankaralı bir gençle
hayatını birleştirmişti... Nikaha 3 gün kala Kuzey Vargın, eski
karısı ve karısının yeni eşiyle Ankara’nın ünlü bir gece
kulübünde yüzyüze gelmişti. Eski karısının yabancı (!) bir
adamın kollarında dans etmesi ve adeta kendisine nispet verircesine
birbirlerine aşırı derecede sokulmaları perişan etmişti
Kuzey’i... Perişan etmek ne kelime, çıldırtmıştı... Olanları
hayal meyal hatırlıyordu... Gece kulübünden eski karısını ve
onun yeni eşini kovalayışını, Kızılay meydanında, havanın
ağaracağı saatlerde, kavga edişlerini... Sonra polisler, ifade,
zabıtlar...
Kuzey Vargın geçmişin
kötü izlerini üzerinden atabilmek, bozulan sinirlerini
yakıştırmak, yine eski Kuzey Vargın olabilmek için gelmişti
Antalya’ya... Gelebildi mi? Ne gezer! Gördüğümüz kadarıyla
yine eski Kuzey’di... Kararsızdı, ne yapacağını bilmiyordu.
Festivalden sonra birkaç gün daha Antalya’da kalacak, sonra
İstanbul'a gelecekti... Gazinolarda şarkı söylemeyi düşünüyordu
ama, «Şurada, şu gün,» diye kesin bir tarih veremiyordu...
«Filim de çevireceğim,» diyordu. Fakat, «Şu filimde, şu
tarihte, şu artistlerle.» diye cümlesini tamamlıyamıyordu.
Dalgındı, bitkindi, üzgündü, karamsar ve kararsızdı... Tansu
Sayın'dan sonra, uzun saçlı, kolları dövmeli Hipi Gülay,
Antalya’nın insanı dinlendiren güneşi, denizi, kumu ve biri
boşalıp, biri gelen şarap, rakı, konyak şişeleri bile Kuzey
Vargın'ı eski neşesine kavuşturmam işti...(diğer haberler için
aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder