Ana içeriğe atla

Neriman Köksal İlk Kez Turnede

Her «yeni denenen» iş, yapan için iki heyecanı birlikte getirir. Bunlardan ilki, bir işin yeniliğinden gelen tatlı heyecandır. İkincisi ise «başarıp başaramama» korkusunun körüklediği, ilki kadar «tatlı» olmayan daha başka bir heyecan. Bugünlerde Neriman Koksal biribirine taban tabana zıt bu iki heyecanı birlikte duyuyor. Hemen hemen günün her saatinde aklına girip çeşitli burgular yapan düşüncelerle cevap aramaktan bir hal oluyor.
Meselenin aslı şu: Gönül Seval adil bir hanım organizatör var ya. İşte o hanım organizatör geçenlerde Neriman Köksala gelmiş, «Neriman hanım.. Ben Anadolu'dan yeni döndüm. Mart ayında bir turne daha yapmak istiyorum. Acaba as solist olarak benimle gelir misiniz?» diye sormuş.
Neriman Köksal bir süre düşünmüş, sonra kendi kendine, «Niye gitmiyeyim,» demiş. «Filimlerim yıllarca Anadolu'da oynadı. Anadolu'nun birçok ilinde akrabalarım var. Giderim, hem oraları görürüm, hem de eğlence imkanları İstanbul’a nazaran daha kıt olan Anadolu'ya neşe götürmek için çalışan sanatçı arkadaşlar arasına katılırım.»
Hemen oracıkta bir mukavele yapmışlar, ama iş o mukaveleyi imzalamakla bitmiyormuş. Gönül Seval, «Şimdi de notere gideceğiz,» deyince Neriman Köksal’ın ağırına gitmiş:
- «Gönül hanım,» demiş. «Ben tam 19 yıllık sinema artistiyim. 3 yıllık da şarkıcıyım. Bu süre içinde ben hiç noterde moterde mukavele yapmadım. Benim senedim söz, sözüm senettir. 20 yıldır sözümden döndüğüm, kendi menfaatim için arkadaşlarımın hakkını baltaladığım görülmüş, işitilmiş şey değildir.»
Organizatör hanım gülmüş. «Yanlış anladınız galiba Neriman Hanım,» demiş. «Sizi tanımaz olur muyum? Bu mukaveleyi formalite için yapacağız. Anadolu'yu çok aldattılar. Bir adam gidiyor. «Ben şu gün şu, şu, şu şu, artistleri alıp geleceğim,» diye Anadolu’daki sinema, gazino sahipleriyle mukavele yapıyor, sonra dediklerinden çok farklı derme çatma bir kadroyla geliyor. Bu o kadar çok tekrarlandı ki, şimdi artık adet oldu. Noterde yapılmış mukaveleyi gösterip şunları getireceğiz demeyince sinema sahipleri biz organizatörlerle kontrat yapmıyorlar.»
Bunun üzerine Neriman Köksal rahatlamış, gidip noterde mukaveleyi tazelemişler. Sonra Neriman Köksal bambaşka bir heyecanla turne hazırlığına başlamış.
33 gün sürecek turnede yirmiden fazla ile uğrayacaklarmış. Kadroda kendisinden başka Efkan Efekan, Sinan Subaşı, Birsen Birses ve Ayla Akıncı varmış. Neriman Köksal bugüne kadar hiç turneye çıkmadığı için, daha önce Anadolu turnesi yapan arkadaşlarıyla konuşmuş, ondan sonra hazırlıklara başlamış. Yanına lüzumlu eşyalarından başka 6 tuvalet alıyormuş. Şimdi isterseniz sözü meslek hayatının ilk turnesine çıkacak olan Neriman Köksal’a bırakalım:

- «Bir ay İstanbul'dan ayrı kalacağım için çok üzgünüm, ilk defa turneye çıkacağım için de çok heyecanlıyım Ama bir sevincim varki hepsinin üzerine tuz biber ekiyor,» diyor ve ilave ediyor: «Nasıl sevinmem, 33 günlük bir seyahata çıkıyorum. Bu seyahatin her gününde yepyeni yerler göreceğim. Oralarda samimi, candan dostlar, arkadaşlar edineceğim. Ben sevinmiyeyim de kimler sevinsin, söyleyin kimler sevinsin..»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...