Ana içeriğe atla

Shirley Mac Laine'in Beşinci Villası

Rehberimiz bizi Londra’nın en kibar sayfiye semtlerinden biri olan Hamps- tead Heath'e götürürken, «Aman hele Shirley Mac Laine’nin orada yeni yaptırdığı villayı bir görseniz, şaşar kalırsınız,» dedi. Sonra da bu ünlü semt hakkında bilgi vermeye devam etti. Fakat aklım, Amerikalı yıldız Shirley Mac Laine'nin yeni villasına takılmış kalmıştı. Sinemanın bu civa gibi, yerinde duramayan yıldızının ta Amerika'dan kalkıp Londra’da villa satın almasına ve bu villayı dillere destan olacak derecede dayayıp döşemesine şaşmamak elden gelmiyordu.
Shirley Mac Laine'nin vaktiyle, «Benim evim barkım kocaman bir bavuldan başka bir şey değil. Çoğu zaman bavulumu boşaltmadan yeni bir yolculuğa çıkarım,» şeklinde konuştuğunu da hatırladığım için Hampstead’deki villa işi zihnimi kurcalamaya başlamıştı.
Ertesi gün Hampstead'e gidip yıldızın bu dillere destan villasını gözlerimle görmek istedim. Yıldızı orada bulacağımı pek ummuyordum, ama hiç değilse binanın dışından resmini pekala çekebilirdim.
Şansım varmış. Şirin göçebe kuşunu evinde buldum! Her zaman gazetecilere zorluk çıkardığı halde evini gezmeme ve bol bol fotoğraf çekmeme izin verdi.
Bu villa Shirley Mac Laine'nin, Hollywood, Tokyo, New York ve Hong Kong'daki evlerinden sonra beşinci evi oluyordu. «En çok hangi evinizi seviyorsunuz?» diye sorunca gözlerinin içi sevimli bir tebessümle aydınlanarak neşeli neşeli cevap verdi:
- «Tabii sonuncu evimi, şu anda içinde bulunduğum evimi.. Burada öbür evlerimi hatırlatan bazı eşyalar var. Ayrıca diğer evlerimin kusurlarını bildiğim için de bu evde aynı şeylerin tekrarlanmamasına dikkat ettim. Günün birinde bir şehre yerleşip ömrümü orada tüketmeye karar verirsem, herhalde öbür evlerimi satıp buraya yerleşirim.»
Villayı gördükten sonra Shirley Mac Laine'ye hak vermemek elden gelmiyor. Muhteşem bir bahçenin ortasında yapılmış olan bina iki katlı. Tam 25 odası var. Arka bahçedeki yüzme havuzu, binanın birinci katındaki fin hamamı, klasik ve modern eşyalarla döşeli renk renk salonlarıyle adeta bir saray yavrusu. Ünlü yıldız salonlarını döşetirken evine gelebilecek misafirlerin mesleklerini ve yaşlarını da dikkate almış. Sanatçıların çoğunlukta olduğu bir toplantıyı yaldızlı salonda değil de, kat kat minderlerle insanı daha karşıdan bakınca dinlendiren modern ve rahat eşyalarla döşenmiş bir salonda yapıyor.
Yıldızın kendi zevkine göre döşediği Amerikan barlı salonun duvarları başta kızı Sachiko olmak üzere Shirley Mac Laine'nin gerçekten sevdiği kimselerin fotoğraflarıyle donatılmış. Amerikan barın hemen üst kısmında Robert Kennedy’nin siyah çerçeveli bir fotoğrafı var. Yıldız, boş zamanlarında bu fotoğrafların tozlarını alıyor, zaman zaman yerlerini değiştirip onlarla hayali konuşmalar yapıyor.

Shirley Mac Laine, Hampstead’e yerleştikten sonra bahçe ve çiçeklere de merak sarmış. Villanın iki bahçıvanı var, ama zaman zaman yıldız da onlara yardım ediyor. Geceleri ise muhteşem yatak odasında renkli televizyondan çeşitli televizyon programlarını seyrederek vakit öldürüyor. Yıldız bir bakıma muhteşem bir dekor içinde inzivaya çekilmiş gibi. Fakat halinden hiç de şikayetçi değil. 250.000 sterline yaptırdığı villada bir süre daha dinlecek, sonbaharda Tokyo yoluyla Amerika'ya dönecek ve yenicen filim çalışmalarına başlayacak...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...