Ana içeriğe atla

Ajda Pekkan'ın Hedefi San Remo

Temmuz sıcağının ortalığı kasıp, kavurduğu bir öğleden sonrası.. Ajda Pekkan'ın Etiler'de 550 bin liraya yeni satın aldığı dairesinin merdivenlerini tırmanıyoruz. Kan - ter içinde, uflayarak, puflayarak... Kapıların üzerindeki numaralara bakmamıza lüzum kalmadan. içeriden gelen müzik sesinden Ajda'nın oturduğu daireyi keşfediyoruz! Kapıyı Ajda açıyor. Üzerinde emprime ipekliden orijinal bir ev elbisesi var.
Salona doğru yürüyüp geniş, yumuşak koltuklara oturuyoruz. Ve oturur oturmaz Ajda anlatmaya başlıyor:
- «İki aydır Fransız sütüdyolarına gire, çıka içlerindeki halıların renklerini bile öğrendim. Bunca uğraşmama rağmen topu, topu iki plak, iki de deneme band doldurdum. Plaklar Türkçe sözlü Sözlerin bir kısmını Bora Çakır bir kısmını da Fikret Şenes yazdı. Deneme bantlarının ise biri Fransızca, biri İtalyanca, Fransızca olanında diksiyonumu biraz bozuk buldular. İtalyanca doldurduğum melodiden ise çok ümitliler. Plak eylülde İtalya’da satışa çıkacak. Eğer ilgi görürse 1971 San Remo Müzik Festivaline Phiüps'in artisti olarak katılacağım!»
Ajda Pekkan'ın bundan iki yıl önce ilk Apollonia Müzik Festivali'ne gidişini hatırlıyoruz. Karşımızda oturan Ajda'nın gözlerinde tıpkı o günlerdeki pırıltılar var. Biz Ajda Pekkan’ı seyrederken genç kadın birden yerinden fırlıyor.
- «Vücudumun çirkinliğine bakıyorsunuz değil mi?» diyor! «Yine kilo almışım. Kilo aldığım zaman kendimden iğreniyorum! Ama n'apayım bir türlü zayıflıyamıyorum. Bu güzden mayolu reresim bile çektiremez oldum.»
Ajda'nın, incecik vücuduna bakıyoruz. Pek çok kadının imrenerek baktığı bu vücuttan Ajda memnun değil! Boşuna dememişler, «İnsan elinde olan şeylerin kıymetini bilmez,» diye!
Philips yöneticileri Ajda'nın yalnız sesiyle değil davranışlarıyla da ilgileniyorlarmış,» «Seni her halinle, bir Fransız kadını gibi olduğun zaman Fransa’da meşhur edeceğiz,» diyorlarmış. Ajda'nın tek karışmakdıları yönü neymiş biliyor musunuz? Giyimi, Fransızlar bile Ajda'nın giyimine hayran olmaktan kendilerini alamamışlar..
Geçmiş, gelecek ve Avrupa üzerine konuşurken birden kapı çalıyor ve içeriye Ajda Pekkan’ın nişanlısı Cömert Baykent giriyor. Genç kadın bir ona bakıyor, bir bize:
- «İşte,» diyor, «Paris'te en büyük desteğim.» Sonra yeni hatırlamış gibi bir çığlık atıyor. «Az daha unutuyordum,» diye konuşmaya başlıyor:
- «Sizlere yeni bir kararımı açıklayayım. Artık gece kulüplerinde çalışmaya paydos! Bundan sonra sadece halkın gidebileceği yerlerde şarkı söyleyeceğim. Eğer bugün birşey olabilmişsem bunu her şeyden önce alaturka gazinoların seyircilerine borçluyum.. Diyeceksiniz ki, 'Borcunu ödedin mi?..' Ne gezer.. Şöhret olur olmaz onları unuttum. Gece kulüplerine transfer oldum. Ama aklım çabuk başıma geldi! Bundan sonra sadece çoğunluğun gidebildiği, az parayla eğlenilen alaturka gazinolarda çalışacağım..»

Yıllar öncesine gitmeye lüzum görmeden, geçen yazki Ajda Pekkan’ı düşünüyoruz. Alaturka gazinoların kendisini tatmin etmediğinden yakınıp, gece kulübü şarkıcısı olmak isteyen, sosyeteye girme çabasındaki Ajda Pekkan'ı... Kendinden emin olmayan, şöhret sarhoşluğuna yakalanan, kendini zirvenin çok üstünde gören Ajda Pekkan'ı.. Bir o Ajda Pekkan’ı düşünüyoruz, bir karşımızda oturan Ajda Pekkan’a bakıyoruz: Üzerindeki elbiseden konuşmasına, bacak bacak üstüne atışından, sigara yakışından fikirlerine kadar değişmiş Ajda.. «İnşallah fikir deiğştirmez,» diye mırıldanıp Ajda'yı San Remo hayali ve nişanlısı Cömert Baykent'le başbaşa bırakıyoruz...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...