Ana içeriğe atla

Nazan Şoray'ın Yedinci Aşkı Yıldıray Çınar

Nazan Şoray, Yeşilçam'daki ezeli ve ebedi aşk yarışının rüzgarına kaptırmış kendisini, koşup duruyor, iki yıl önce sinemaya geldiği zaman 15 yaşında olan Nazan Şoray'ın, 720 gün gibi kısa bir süre içinde bu kadar uzun mesafeler katedeceği, bazı ablalarına taş çıkartacağı, doğrusu bu ya kimselerin aklına gelmezdi. İlk önce şimdi Köln’de bulunan rejisör - prodüktör Yücel Hekimoğlu ile duyuldu Nazan Şoray'ın adı. Arkasından geçen yıl mutlu bir yuva kurmuş olan prodüktör Yaşar Tunalı ile evleneceği söylentileri çıktı ortaya. Bir süre sonra Yaşar Tunalı’nın yerini, o sıralarda Yıldız Tezcan’dan ayrılmış olan Mahmut Tezcan aldı. Peşinden Demir Karahan ve Engin Çağlar girdi yarışa. Bizim bildiğimiz, Nazan Şoray'ın son aşkı, «Bana ata binmesini öğretiyor,» dediği Yılmaz Gündüz'dü!...
NAZAN’IN SON AŞKI...
Şu günlerde ise Nazan Şoray'ın adı, folklor ses sanatçısı ve filim artisti Yıldıray Çınar'la anılıyor. Yeşilçam'ın iki numaralı Şoray’ı, yedi numaralı aşkını yaşıyor. Çok yakın bir arkadaşına söylediğine göre, aşklarının en güzeli, en tatlısı, en unutulmazı buymuş! Ne diyelim, «Hey gidi dünya hey!» deyip geçelim. Zira, bizim bildiğimiz Nazan Şoray, bir zamanlar da —çok değil, dört - beş ay önce— Yaşar Tunalı için ağlıyordu şarkılar söylenirken. Derdini unutmak için kendini içkiye vurmuştu. Ama zaman oluyor, içki bile unutturamıyordu derdini...
Nazan Şoray ile Yıldıray Çınar arasındaki aşk bundan dört ay önce Samsun'da başladı ve geçtiğimiz hafta SES bu beraberliği başkentte resimlemeyi başardı. Prodüktör Şevki Tosunoğlu iki filim çevirmek için Tanju Korel - Nazan Şoray ve Yıldıray Çınar - Sezer Güvenirgil çifti ile anlaşmış, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra Samsun'un yolunu tutmuştu. Hazırlanan programa göre, ilk çift «Anadolu Kini», ikinci çift ise «Çarşambayı Sel Aldı» isimli filimde oynayacaklardı. Fakat ekip Samsun'a ayak basar basmaz Karadeniz kıyılarının meşhur yağmurları başlamış ve filimciler 15 gün içinde ancak 4 gün çalışabilmişler, sonunda da selameti İstanbul'a dönmekte bu muşlardı.
SAMSUN'DAN ANKARA’YA
Ancak bu 15 gün içinde Yıldıray Çınar ile Nazan Şoray arasında «Merhaba» ile başlayan dostluk, daha sonra gözlerin ve ellerin buluşmasıyla «samimi» bir havaya bürünmüş ve iş Samsun civarında otomobil gezintilerine kadar uzamıştı. O günlerde filmin prodüktörü Şevki Tosunoğlu, Nazan Şoray'ı bir köşeye çekmiş, «Burada adını aşk maceralarına karıştırma,» diye nasihat etmişti. Fakat 17 yaşının heyecanıyla olsa gerek bu sözler Nazan Şoray'ın bir kulağından girmiş, ötekinden çıkmıştı. Havaların yağmurlu olmasından faydalanıp yedi numaralı sevgilisiyle iki günlüğüne de olsa Ankara'ya kapağı atmıştı. Yıldıray Çınar’ın Aşağı Ayrancı semtindeki evinin komşuları bu olayın canlı birer şahidiydiler.
Şu günlerde, Yıldıray Çınar ile Nazan Şoray arasındaki aşk, fırtınalı bir hava içinde devam edip gidiyor. Yani zaman zaman neşeli, zaman zaman da münakaşalı olarak. Nazan Şoray uçağa atladığı gibi Ankara'ya gidiyor, Yıldıray Çınar programlarını iptal edip İstanbul'a kaçıyor. Nazan Şoray’ın telefonu günde hiç olmazsa dört, beş defa acele veya yıldırım olarak Ankara'ya bağlanıyor.

Bu aşk nasıl mı sonuçlanacak? Bize kalırsa, birbirlerini sevdiklerini her fırsatta tekrarlayan, Ankara ve İstanbul'daki dost evlerinde sazlı, sözlü ve içkili «partiler» düzenleyen, birbirlerini görmek için İstanbul - Ankara arasında mekik dokuyan, görmedikleri zaman bir telin iki ucunda hasretlerini gidermeye çalışan iki gencin nikah memurunun karsına geçmeleri imkansız gibi bir şeydir. Zira iki numaralı Şoray da, Çınar da biraz hercai ruhludurlar. Değişik çiçekleri koklamaktan çok, pek çok hoşlanırlar. Ama inşallah sonunda yanılan biz oluruz. Yeşilçam'da düğün demek kurulur, biz de Nazan Şoray’la Yıldıray Çınar'ın kerevetlerine çıkarız...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...