Ana içeriğe atla

Selçuk Ural Transfer Oldu

«Bundan sonra şansımı sinemada deneyeceğim,» diyen Selçuk Ural, İkinci filmine de başladı. Tamer Yiğit ve Figen Say ile birlikte «Kardeş Kanı» isimli filimde oynuyor. Geçen yıl da Türkan Şoray ile birlikte «Gül ve Şeker» de oynayan yakışıklı şarkıcı, «Neden sinemayı sahneye tercih etmeye başladınız?» sorusunu bakın nasıl cevaplandırıyor:
- «Bugüne kadar sahneyi esas meslek olarak düşündüğüm için hata etmişim. Bunu yeni yeni anlıyorum. Zira, sinemanın seyircisi fazla. Bir filim yaptığınız zaman bunu milyonlarca insan seyrediyor. Ve siz bir anda milyonlarca insanın tanıdığı bir insan oluveriyorsunuz. Hele seyirci filmi beğenmiş, tipinizi de tutmuşsa, en kısa zamanda şöhretin, servetin kapıları önünüzde ardına kadar açılıyor. Sahne öyle mi ya?... Bütün dünyanın tuttuğu, sevdiği bir şarkıyı yazsanız, harika bir sese sahip olsanız, gene de bir sinema artisti kadar tanınmıyorsunuz, halkın malı olamıyorsunuz. Oysa bir Türkan Şoray, bir Hülya Koçyiğit, bir Sema Özcan böyle mi ya?...»
Selçuk Ural’la biz bunları konuşurken yanımıza filmin rejisörü Zafer Davutoğlu geldi. «Haydi bakalım iş başına Selçuk bey,» dedi.
Selçuk Ural kameraya doğru yürürken biz de, Zafer Davutoğlu'na onun hakkında bazı şeyler sorduk, işte Davutoğlu'nun söyledikleri: «Selçuk Ural, iyi tip. Oyunu hakkında henüz bir bilgim yok, ama başarılı olacağına inanıyorum. Bugünün birçok şöhreti de kamera karşısına ilk çıktıkları zaman yürümeyi bilmiyorlardı.»
Selçuk Ural bu filimde iyi kalpli bir gangsteri canlandırıyordu. Adam öldürüyordu, kadınları dövüyordu, ama İstemeyerek yapıyordu bütün bunları, işte şimdi de kameranın karşısında rol icabı Figen Say’ı dövüyordu.
Sahnenin çekimi bittikten sonra Selçuk Ural ile konuşmamıza kaldığımız yerden devam ettik. «Bugüne kadar sinemada güçlü bir isim sahibi damadıysam, bunun tek suçlusu benim,» diyordu. «Prodüktörlerin bütün tekliflerini geri çevirdim, ille de şarkıcılık dedim. Elime ne geçti, kocaman bir hiç! Evet, şarkıcı olarak ismim var, hayranlarım var, karınca kararınca ekolüm var, ama bunlardan çok fazlasını ben sinemadan daha kolay elde edebilirdim. Ve göreceksiniz, edeceğim de... Önümüzdeki aylarda Türkan Şoray İle bir filimde oynayacağım. Şimdi açıklamakta sakınca gördüğüm bir, iki büyük düşüncem daha var. Kısacası, gelecek yıl herkes sinemadaki Selçuk Ural'dan bahsedecek.»
Biz setten ayrılırken Selçuk Ural da kameranın karşısına geçmiş, tabancayla Figen Say'ı tehdit ediyordu.

Bakalım Selçuk Ural, sahnedeki başarısını, perdede de tekrarlıyabilecek mi?...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...