Ana içeriğe atla

Sema Özcan'ın Parolası

Gazeteci konu seçmesini bilecek elbet, ama röportaj yaparken o konuda konuşulması gereken yıldızı da seçmesini bilecek... Mesela diyelim ki konumuz «silah». Ya Yılmaz Güney’le yapacaksınız bu röportajı, ya da Tugay Toksöz’le... «Spor» la ilgili bir şey mi yazmak istiyorsunuz? O halde hemen Fenerbahçeli Selim'in eşi Hülya’yı bulacaksınız. Sonra Beşiktaşlı Kartal'la, Fenerbahçeli ve Vefalı Sadri'yle konuşacaksınız.
Oysa biz gene yokuşa sürmüşüz kendimizi! Karşımızda Sema Özcan var ve konumuz da «seks!...» Hemen «Olur mu?» deyip kocaman kocaman açmayın gözlerinizi. Aslında olmasına olmaz, ama ne yapalım ki şartlar bizi bu konuda Sema Özcanl’a karşı karşıya getirdi. Önce Özcan'ın «Çalınan Aşk» filminde, Kartal'la «yatakta sevişme sahneleri çektiği» açıklandı, sonra bu haber üzerine çeşitli yorumlar yapıldı. Bu arada bizim aklımıza da üstünde yaşadığımız şu ihtiyar dünyanın, yaşından başından hiç umulmayacak garip durumu geldi: Öyle ya, maşallah seks ve çıplaklık son yılların en aktüel konularından biri halinde... Açık saçık resim basan yabancı dergiler serbestçe satılıyor, seks fuarları açılıyor... «Acaba,» dedik kendi kendimize, «Bu furya içinde Sema Özcan da tutumunu değiştirmiş olamaz mı?»
Sema Özcan’la konuşmaya başlarken böyle düşünüyorduk işte... Konuşmamız bitince de Sema Özcan cephesinde bu konuda bir değişikliğin olmadığını anladık. Sema bize önce haberlerin çıkmasına sebep olan son filmi anlattı:
- «Filimde bir ikiz kardeş var. İkisini de ben canlandırdım. Biri içine kapanık, namuslu, bir kız... Kardeşi ise onun tam tersi: Hoppa, namus telakkisi genişçe biri... Bu filimde de, şimdiye kadar çevirdiğim filimlerde olduğu gibi, aşırılığa kaçmadım. Hatta bu yüzden 'hoppa kız' ın karakterini ilk filme nazaran çok daha değişik, çok daha kapalı verdik. 'Çalınan Aşk'ın bu ikinci çevrilişidir. (1963'te çevrilen ilk 'Çalınan Aşk'ta Sema Özcan'ın rolünü Türkan Şoray oynamıştır.) Mesela filimde benim gecelikli sahnem bile yok. Eski 'Çalınan Aşk’ ı bilenler, benim bu filimde oynadığımı duyunca yanlış yorum yaptılar.»
Sonra Sema Özcan konuyu «seks ve çıplaklığa» getiriyor ve kanaatini şöyle açıklıyor:
- «Sinema bir sanattır, sanatta gerekmesi şartıyle ne çıplaklık ayıptır, ne de seks... Ama bir de 'şart' lar var tabii. Bana kalırsa memleketimiz için, mesela bir İsveç serbestliği ne kadar yakışıksızsa, sinemada da İsveç usulü soyunmak o derece yakışıksızdır. Bu bakımdan ben 'çıplaklığa hayır,' diyorum. Sonra da şu var tabii. Müstehcenlikle çıplaklık apayrı şeylerdir. Ama birbirinden nasıl ayırt edeceğiz. Onun için ben 'korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evladır' deyip, filimlerde soyunmamayı tercih ediyorum ve galiba en doğrusunu yapıyorum. Bugüne kadar aldığım hayran mektupları da bunun en büyük delili.»
Sonra Sema Özcan bu haberlerin kendisini son derece üzdüğünü anlatıyor: «insanın bir mahremiyeti olmalıdır. İnsan bunu koruyabildiği sürece mutludur. Benim gibi yatak odasının resmini bile çektirmeyen biri, nasıl olur da sanıldığı gibi sahneler çevirir?» diye soruyor; «Filim nasıl olsa önümüzdeki sezon piyasaya çıkacak. Sözlerimin ne kadar doğru olduğunu filmi seyredince anlayacaksınız» diyor ve üzerinde konuşmaktan bıktığı bu konuyu şu cümleyle noktalıyor:
- «Çıplaklığa da, aşırı sekse de hayır. Benim sinemadaki parolam bu.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...