Ana içeriğe atla

Sevda Ferdağ 3 Ay İzinliymiş

Şişli'de, Sıracevizler caddesinin sonunda bulunan Luna apartmanının 10 numaralı dairesindeyiz. Burası Sevda Ferdağ’ın evi. Ne zaman gitseniz, sokağa bakan bütün perdeleri kapalıdır. Bunun sebebini sahne ve perdemizin şöhretli yıldızına sorduğunuz zaman şu cevabı alırsınız: «Aydınlıktan hoşlanmıyorum, karanlığı seviyorum!...»
Sevda Ferdağ, Bursa'dan bir gün önce dönmüş. Gazinocular eve kadar gelip, bin dereden su getirmişler, Sevda Ferdağ'ı Bursa’da beş gün çalışmaya ikna etmişler. Sevda Ferdağ bunları anlattıktan sonra, «Çok yoruldum,» diye sözlerine devam etti. «Bayrama kadar sahneye çıkmayacağım, dinleneceğim. Ama aksiliğe bakın gazinoculardan öyle çok teklif alıyorum ki... Hangi birini sayayım. Adana’dan, Ankara'dan, İzmir’den, Kayseri’den, Edirne'den, Adapazarı’ndan bir çok gazinocu evimin kapısını aşındırıyor, ille de şehirlerinde konser vermemi istiyor. Araya da kıramayacağım insanları koyuyorlar, ama nafile. Az önce de söyledim ya, yorgunum. Yorgun ve tek kelime ile bitkinim... Sanki 40 gün, 40 gece uyusam kendime gelemeyecekmişim gibi geliyor...»
Sevda Ferdağ’ın yüzüne bakıyoruz. Haklı galiba... Yüzü solgun... Biraz da şişmanlamış. Aklımızdan geçenleri kendisine söylüyoruz. Başını bir sağa, bir sola sallıyor, «Haklısınız,» diyor, «Sahneye çıkınca iştahım açıldı. Çok yemek yiyorum. Sonra sinirlerim de düzeldi. Malum, sahnede perdenin gürültüsü, patırdısı, dedikodusu yok... Hadi siz siz olun da, bu ortamda kilo almayın bakalım!...»
Bir yıllık sahne hayatını saymazsak, Sevda Ferdağ sinema artisti. Hem de az buz değil... 7 yıllık artist... Eee, bizde sinema yazarıyız. Sinema ile uğraşan iki insan karşı karşıya gelirse, sinemadan konuşmaz da neden konuşur? Daldan dala uçan kelebek gibi konudan konuya geçiyoruz ve sonunda gelip «sinema» da karar kılıyoruz.
- «Sinema ile aran nasıl?» diye soruyoruz.
- «Çok iyi!» diye cevap veriyor. «Her gün yeni bir teklif alıyorum. Fakat şu anda yeni tekliflerin üzerine eğilemiyorum. Çok önceden mukavele imzaladığım şirketler hesabına çalışıyorum. Ama çok iyi bir teklif alırsam iş değişir. Belki programımda ufak bir değişiklik yaparım. Biliyorum şimdi siz de her gazeteci gibi bana aynı soruyu soracaksınız. İyisi mi siz sormadan ben söyleyeyim... Bana 'Sinema mı, sahne mi?' derseniz cevabım hazırdır. Sinema benim esas işim. Kolay kolay kopamam sinemadan. Tabii o beni terk ederse o zaman başka...»
Kulağımıza bazı dedikodular gelmişti. Söylenenlere göre Sevda Ferdağ bundan böyle Osman Kavran'la çalışmayacaktı. Acaba doğru muydu bu haber? Doğruysa bu kararı niçin almıştı? Sorduk. İşte şöhretli yıldızın cevabı:
- «Osman beyle aramda bir anlaşmazlık yok. Yalnız bundan sonra onun gazinosunda, yani Luna Park'ta çalışmayacağım. Sebebi de şu: O gazinonun müşterisi beni çok gördü. Kimsenin benden bıkmasına tahammülüm yoktur. Allah nasip, ederse bu kış başka semtteki gazinolarda sahneye çıkacağım. Şu anda altı, yedi teklif var. Oturacağım, düşüneceğim, sağa sola soracağım, ondan sonra kararımı vereceğim.»
Sevda Ferdağ ile farkına varmadan üç saate yakın konuşmuşuz. Birden, «Eyvah,» diye ayağa fırlıyor, «Akşama çipra balığı aldırtacaktım. Tamer çok sever de. Sabah evden çıkarken, 'Aman balığı unutma,' diye tembih etmişti.»
Ayrılık saatinin gelip çattığını anlıyoruz. Önümüzdeki günlerde Film setlerinde, bayramdan sonra da gazino kulislerinde görüşmek üzere kendisine veda ederken Sevda Ferdağ perdeleri daima sıkı sıkı kapalı duran evinde telaşla hizmetçisine emir veriyordu:

- «Aman Emine dikkat et, balık taze olsun... Hem ayağını da biraz çabuk tut. Tamer neredeyse gelir.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...