Ana içeriğe atla

Ayten Gökçer Tatilde

O gün İzmir'in B. Efes Oteli'nde bambaşka bir hava esiyordu. Otelin plajını dolduranlar, bir köşede güneş banyosu yapan, uzun boylu, genç ve güzel kadına hayranlık ve gıpta ile bakıyorlardı... Biraz yakınında olanlar onun kim olduğunu anlıyorlar ve birbirlerine fısıldıyorlardı: «Ayten Gökçer 'My Fair Lady' de anlaşılan çok yorulmuş. Burada yorgunluğunu çıkarmaya çalışıyor.»
Etrafındakilere aldırmayan genç kadın, birden doğruluyor ve garsondan soğuk bir şey istiyor. Hararetini giderdikten sonra da koşar adımlarla tramplene doğru gidip kendini havuzun serin sularına bırakıyor... Güzel yüzüyor Ayten Gökçer... Rahat kulaçlarla suyu yarıyor, gidiyor, geliyor, gidiyor, geliyor... Yamnda Devlet Tiyatrosu’n dan en samimi arkadaşı Tomris Oğuzalp var. Tomris'e «Devlet Tiyatrosu'nun Jeanne Moreau» su diyorlar... Gerçekten de gerek fizik, gerek oyun bakımmdan Fransızların bu ünlü tiyatro ve sinema yıldızına çok benziyor...
Yüzme faslı bittikten sonra Ayten Gökçer ile Tomris Oğuzalp, plajın bir köşesinde kendilerini güneşin ışınlarına bakıyorlar yine... «My Fair Lady» nin bütün İzmir'i hayran bırakan güzel Eliza'sına eşi Cüneyt Gökçer'ı soruyoruz. «İstanbul’a gitti, filim çeviriyor. Obürgün gelir» diyor. Eşi geldiği zaman beraber yüzeceklermiş...
- «Ayten Hanım, sizin de bir filminiz vardı, değil mi?» diyorum.
- «Evet,» diye cevap veriyor. « 'Funda İçli Kız' adında bir filim... Fikret Hakan’la birlikte çevirdik. Çok şükür filim bitti... Şimdi de yazm tadını çıkarmaya bakıyorum...»
O sırada yanımızdan geçen, sarışın bir çocuğu tutuyor Ayten Gökçer... Bu yaşta, Ayten Gökçer'in gözlerine hayran hayran bakıyor. Evvelki röportajlarımızdan birinde çocukları çok sevdiğini, fakat mesleği bakımmdan daha çocuk istemediğini söylemişti genç aktris... Bu defa, onun çocuk sevgisine bir daha şahit oluyoruz...

Güneşlenmek için uzandığı zaman Ayten Gökçer'den bir şarkı istiyoruz. Tabii «My Fair Lady» nin şarkılarından birini... «Çok söylemek isterim ama, temsilin dışında olmuyor. Gittiğimiz özel toplantılarda hep benden şarkı istiyorlar. Ne yazık ki isteklerini yerine getiremiyorum.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
https://www.tozlumagazin.net

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ayhan Işık'ın Gözüyle Avrupa

AYHAN IŞIK Avrupa'dan döndü. Uzun süren bu seyahatinde «Kral»ın görüp gezmediği yer hemen hemen kalmamış. Danimarka. İsveç, Almanya. Hollanda. Avusturya, İngiltere... Her gittiği yerden bir iz kalmış. Kimi daha dün gürmüşçesine net; kimi flu fotoğraflar gibi sisli anılar... Beğenip hayran kaldıkları, şaşıp akıl erdiremedikleri, Türk mantığıyle Batılı düşünce tarzına vurduğunda farklı sonuçlara ulaşan olaylar... Bizim mutfağımızdan uzak yemekler, bizim lezzetimizden farklı içkiler, bize ters düşünceler, duygular... Hepsi, ama hepsi kendine yer bulmuş Ayhan Işık'ın anıları arasında; ama az ama çok! «BİR AN MEMLEKET BOŞALDI ZANNETTİM» Ayhan Işık bu seyahatinde bir şeye çok üzülmüş, önce kendini duygulandıran, sevindiren bir ilgi, sonra onu düşünceye sevk etmiş. - «Avrupa'da bu defa en çok dikkatimi çeken şey, orada rastladığım Türklerin çokluğu aldu,» diyor. «Kopenhag'da yemek yerken. Berlin'de kitap, gazete alırken, Münih'te bira içerken, İsveç'te ...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

DÜNYANIN birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik ’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam ’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İsta...

Maximilian Schell Muamması

O evde olduğu zamanlar, herkes koridorlarda ayaklarının ucuna basarak dolaşır. Telefonlar arka odalara kaldırılır. Misafirlerin sayısı azalır. Kısacası evin içine bir korku havası hakim olur. Bazı günler Maximilian Schell'in odasından tatlı piyano sesleri gelir. Bazan da piyanonun sesi değişir, bir dangırtı halini alır. Bazan da odada bir erkek gür sesiyle dünya edebiyatının şaheser şiirlerini okur... Maximilian Schell'in birbirine hiç uymayan garip davranışları, ailesinin fertlerini olduğu kadar yakın dostlarını da şaşırtıyor. Sinema dünyasının bir numaralı aktörlerinden biri olmasına rağmen teklif edilen rolleri kabul etmemek için şirket sahiplerine bin dereden su getiriyor. İyi bir piyanist olduğu halde konser turnelerine çıkmaktan kaçınıyor. Aşağı yukarı bir seneden fazla bir süredir yazdığı piyesin üzerinde uğraşıyor. Piyesi tamamladığı halde oynama hakkını satın almak isteyenlere de «Ben tüccar değilim» cevabını veriyor. Maximilian Schell, iki üniversite, bir konser...