Ana içeriğe atla

Alain Delon'a 10 Soru

Alain Delon... Fransız beyazperdesinin asi genci, dünya gençliğinin sevgilisi Alain Delon... Her gün, her hafta dünyanın dört köşesinde hakkında pek çok şey yazılıp çizilen, sinemanın büyük maceraperesti, deli fişeği, havai çocuğu Alain Delon... Şüphesiz hakkında pek çok şey biliyorsunuz. Ve öyle sanıyoruz ki, sizler için Alain Delon’a sorduğumuz 10 sorunun cevaplarını okuduğunuz zaman, Fransız sinemasının bir numaralı yıldızını biraz daha yakından tanıyacak, iç dünyasını, muhtelif konulardaki düşüncelerini, öğrenip, hakkında daha kesin bir fikir edilebileceksiniz.
- Paris’e ağır kamyonların gündüz girmeleri yasak edildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
- ''Eğer trafiği kolaylaştıracaksa bir diyeceğim yok, elbette ki yerinde bir hareket. Ama kamyonların geceleri çalışırken çıkardığı gürültü uyumamıza engel olacaksa, ben, buna karşıyım. Bizler gibi sinir bozucu bir çalışmadan sonra sessiz ve sakin bir gece geçirmek isteyenlerin de benim gibi düşüneceğinden hiç şüphem yok.''
- Son filminizde bir köy papazını canlandırmanız, sizi ne şekilde etkiledi?
- ''Hiç. Ama hiç bir şekilde. «Quimper» adını taşıyan bu filmi çevirirken sadece hayatı onlar gibi görmeye, onlar gibi düşünmeye başladım, o kadar. Tabii ki sadece filmin çevrilmesi sona erene kadar. Ama bu bile bende bazı değişiklikler yaptı. En basiti, dünyaya değişik bir açıdan da bakılabileceğini öğrendim.''
- Beyazperde de en çok kiminle beraber oynamak istersiniz?
- ''Elbette ki Jean - Paul Belmondo’yla. «Borsalino»da onunla zevkle çalıştım. İkimizin de benzer tarafımız olduğu gibi, birbirimizden ayrı tarafımız olduğunu gördüm. Kısacası Belmondo’yla ben. birbirimizi tamamlıyoruz.''
- Sigaranın zararlı olduğu bilinen bir gerçek. Bırakmayı hiç denediniz mi?
- ''Asla. Çünkü bırakamayacağımı biliyorum, isteyen içer, istemeyen içmez. Eğer insanlığın yararına çalışmak istiyorlarsa önce uyuşturucu maddelere karsı ciddi tedbirler alsınlar. Ondan da önemli bir açlık sorunu var!..''
- «Cadillac»ınızı neden sattınız?
- ''Çok teferruatı olduğu ve zaman zaman beni hayattan bezdirdiği için yine her zamanki DS 21’imi kullanıyorum. Hem de hiç üzülüp, sıkılmadan...''
- Oğlunuz Anthony’yle aranız nasıl?
- ''Mükemmel! Geçen hafta Quinper’deydim. Onu telefonla aradım. «Beni ne kadar çok seviyorsun?» diye sorduğum zaman ne cevap verdi, biliyor musunuz? «Senin beni sevdiğin kadar!» Ne dersiniz, yaşına göre zekice bir cevap, değil mi?''
- Mini-şort modasını nasıl buluyorsunuz?
- ''Tek kelimeyle «müthiş»! Yalnız ben mi, hemen herkes aynı fikirde. Modacılar maksi ve midi modasını yersiz bulmuş olmalılar ki, şort modasını ortaya attılar. Eh! Hani fena da yapmadılar! Öyle zannediyorum ki, benim gibi bütün erkekler de bu yeni modadan çok hoşlanmışlardır.''
- Ani yolculuklara çıkmayı, iki günlüğüne dünyanın öteki ucuna gidip gelmekten hoşlandığınızı biliyoruz. En çok sevdiğiniz taşıt her halde uçaktır?
- ''Hayır, tam tersi. En az sevdiğim taşıt aracı uçaktır. İmkan olsa bütün yolculuklarımı lüks bir transatlantikle yapmak isterim. Ama malum, vakit meselesi, olmuyor.''
- Sürat delisi olduğunuzu söyleyenler var. Diyorlar ki spor arabanızla yola çıktınız mı 180’den aşağı gitmiyormuşsunuz. Doğru mu?
- ''Biraz mübalağa ediyorlar. Sürat delisi olan ben değilim, Johnny Hallyday’dir. Sürat hakkında öğrenmek istediklerinizi bana değil, ona sorun.''
- İşte size son sualimiz Bay Delon; En çılgınca projeniz nedir?

- ''Hiç bir şey yapmamak! Sırtüstü yatıp kendimi güneşe bırakmak...''...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...