Ana içeriğe atla

Ali Mc Graw-Ryan O'Neal Çiftinin Hayal Kırıklığı

Goldie Hawn sahneye çıktı. Bu ünlü komedyen sahneye çıkar çıkmaz bir alkıştır koptu. O da davetlilere elleriyle öpücükler göndererek alkışlara teşekkür etti. Sonra Goldie'nin eline bir zarf verdiler. Bu zarfın içindeki kağıtta yılın en başarılı aktörünün ismi yazılıydı.
Goldie zarfı açıp kağıttaki ismi okurken yüzlerce insanın sesi soluğu kesildi. Sonra birdenbire mikrofonda Goldie'nin feryadı bu sessizliği bozuverdi:
«Aaa!.. George Scott kazanmış...»
Salon birden karıştı, gençler heyecanla ayağa fırladılar. Salondaki yıllanmış şöhretler gülümseyerek birbirlerine baktılar. Kırk beş yaşında bir aktörün bunca genç arasından sıyrılıp Oscar kazanması orta yaşlıları anlaşılan pek memnun etmişti. Bir alkış, bir gürültü patırtı derken George Scott’un Oscar gecesiyle hiç ilgilenmediği ve daha önce de Oscar gecesinin bir «et resmi geçidi» olduğunu söylediği öğrenildi. Aktörün Oscar'ını 'Patton' filminin prodüktörü Frank McCarthy aldı.
Sıra en başarılı kadın yıldızdaydı. Herkes okunacak ismin Ali Mc Graw olduğundan o kadar emindi ki mikrofonda «Glenda Jackson» adı yükseldiği zaman şaşkınlık son haddini buldu. Glenda Jackson, Londra'daki filim çalışmaları yüzünden Oscar gecesine gelememişti. Onun yerine arkadaşı Juliett Mills, sahneye çıkıp Oscar’ını aldı.
Oscar gecesinde en kalabalık masa Mills ailesinin oturduğu masaydı. Baba John Mills, kızları, damatları, oğulları ve eşiyle tam kadro oradaydı. Juliett Mills, Glenda'nın Oscar'ını aldıktan bir kaç dakika sonra baba John Mills de Oscar'ını almak için sahneye çıktı.
Oscar gecesinin en ilgi çekici ve duygulandırıcı dakikaları da en başarılı yardımcı aktris seçilen Helen Hayes' in adı okunduktan sonra yaşandı. Yetmiş yaşındaki ünlü sanatçı Oscar gecesine gelememişti. Onun yerine sanatçının kırk yıllık meslektaşı ve samimî dostu Rosalind Russell sahneye çıkıp Oscar'ı aldı ve yaşlı gözlerle çok gü zel bir konuşma yaptı. Helen Hayes'in Oscar kazanması, genç ihtiyar herkesi çok sevindirdi ve pek çok genç kadına da göz yaşı döktürdü. Hani sinema için nankör sanattır falan derler ya, Oscar gecesinde bulunanlar Helen Hayes'e yapılan tezahürattan sonra bu kanaatlerinden vaz geçmişlerdir sanıyorum.

«En İyi Filim» Oscar'ının «Patton» a, «En İyi Rejisör» Oscar'ının Franklin J. Schaffner'e (Patton) la, «En iyi Sinema Hileleri» Oscar'ının «Tora, Tora, Tora» ile A. D. Flowers ve L. B. Abbott'a, «En İyi Uzun Belge» Oscar’ının «Woodstock»a, «En İyi Yabancı Filim» Oscar' inin «Her Türlü Şüphelerin Üstünde Bir Yurttaş İçin Soruşturma» adlı İtalyan filimlerine ve «1970 Şeref Oscarları»nın da Orsan Walles, İngmar Bergman, Lillian Gish, Frank Sinatra ve Beatles'e verilmesinden sonra «Music Çenter» de bir kaynaşma oldu ki sormayın. Armağanların büyük bir ekseriyetinin gençlere verilmiş olması yolunda büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Fakat her şeye rağmen kırk üç yaşındaki «Oscar», yaşına ve değerine layık bir ağırlık içinde yeni sahiplerini buldu. Sabahın erken saatlerinde «Music Center»den ayrılan davetliler unutulmaz bir gece geçirdiklerini itiraf etmekten kendilerini alamıyorlardı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...