Ana içeriğe atla

Derya Arbaş “Kuyucaklı Yusuf”ta Oynayacak

17 yaşındaki Derya Arbaş’ın Türk Sineması açısından değişik ve tablo gibi bir güzelliği var. Eski sinema oyuncusu Zerrin Arbaş’ın kızı olan ve Amerika’da yaşayan Derya çok yakında “Kuyucaklı Yusuf”la önemli bir çıkış yapan Talat Bulut’un sevdalısı olacak. Aşkını bir tesadüfle bulan Yusuf’un ve Derya Arbaş’ın öyküsü ise oldukça ilginç...
Makyajsız doğal, taze ve dupduru güzelliğiyle fırtına gibi esti. 17 yaşındaki Derya Arbaş geçtiğimiz hafta içinde. Gerek basında, gerekse sinema çevrelerinde. Eski sinema oyuncusu Zerrin Arbaş’ın Amerikalı eşinden olan Derya Arbaş, Amerika’da Beverly Hills’deki tiyatro okulunda öğrenim görüyor. İlk kez 6 yaşında iken bir filmde annesinin küçüklüğünü oynayarak kamera karasına geçmişti. Çok yakında ise bu defa başrol oyuncusu olarak gerçek anlamda film çevirecek. Feyzi Tuna’nın yöneteceği, Sabahattin Ali’nin ünlü eseri “Kuyucaklı Yusuf”tan aynı adla Onat Kutlar’ın senaryosunu yazdığı müziğini Timur Selçuk’un sanat yönetmenliğini Gürel Yontan’ın, görüntü yönetmenliğini Çetin Tunca’nın ve yapımcılığını da Mine Film adına Kadri Yurdatap’ın üstlendiği “Kuyucaklı Yusuf”ta Talat Bulut “Yusuf”, Derya Arbaş’da “Muazzez” rolünü oynayacak. Öyküsü 1903 yılında Aydın’ın Kuyucak köyünde geçen filmde Talat Bulut ve Derya Arbaş’ın sevdaları da önemli bir bölümü kapsıyor. Yusuf’un (Talat Bulut) aşkı Muazzez’i (Derya Arbaş) buluşu ise tamamen bir tesadüfe dayanıyor. Her şeyi başlatan ve “Derya Fırtınası”nın temeli olan “Nasılsın Zerrin, kız ne yapıyor?” sorusuna...

Evet her şey bu soruyla başladı. Kendisine soru sorulan Zerrin Arbaş’tı. Soranlar ise yönetmen Feyzi Tuna ve eşi Liza Tuna idi. Zerrin Arbaş bu konuşmanın geçtiği günlerde yakınlarını görmek için Amerika’dan İstanbul’a gelmiş, eski dostları olan Tuna çifti ile de sohbet ediyordu. Zerrin Arbaş, kızı Derya’nın ne denli büyüdüğünü, boyuna yetiştiğini vurgulamak için yanında bulunan bir resmini gösterdi. Uzun süredir Muazzez rolü için yeni bir yüz arayan Feyzi Tuna’nın da kafasında o anda yepyeni bir düşünce belirdi. Zerrin Arbaş’a “Muazzez neden Derya olmasın” diyen Feyzi Tuna, Arbaş’ı ikna edip olumlu yanıt aldıktan sonra yapımcı Kadri Yurdatap’a durumu anlattı. Feyzi Tuna’nın düşüncesine katılan Yurdatap’da Amerika’da olan Derya’yı geliş - gidiş ve iki aylık konukluk masraflarını üstlenerek İstanbul’a getirtti. Ve Muazzez de böylece Derya Arbaş olarak ilan edildi. Çekimleri Ayvalık, Edremit, Harran ve Küçükköy’de 40 günlük bir süre içinde yapılacak olan “Kuyucaklı Yusuf”ta rol almaktan son derece memnun olan Derya Arbaş’ın yanı sıra yönetmen Tuna’da memnuniyetini “Derya Japonya’da olsa bile getirir oynatırdık. Çünkü öyküdeki tipe son derece uyuyor. Kafamda resimlemeye çalıştığım Muazzez Derya idi” sözleriyle dile getiriyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...