Ana içeriğe atla

Frank Sinatra Mafyanın Adamı mı?

Düşünün, on dört yıldan beri Senato’da Newark gibi 400.000 nüfuslu bir şehri temsil eden belediye reisi Maffia’nın adamıydı. Ayrıca pek çok polis müdürü de yine Maffia’dan aldıkları talimat üzerine hareket ediyordu. Bir bakıma devlet içinde devlet olmuştu Maffia!
İşte o sıralarda Adalet mekanizmasının ileri gelenlerinden John Mitchell, Başkan Nixon’dan bir emir aldı. Emirde, ne olursa olsun, New Jersey eyaletinde gangsterliğe son verilmesi isteniliyordu. Hatta işin ucu önemli ve nüfuzlu kişilere dokunsa bile!
Bu emir üzerine ilk olarak meşhur Newark valisi tutuklandı. Arkasından da ünlü şarkıcıya 25 temmuzda şöyle bir davetiye gönderildi: 29 ağustos günü Trenton mahkemesi karşısında, gangsterlik hakkında bildiklerini anlatması isteniliyordu.
Ama ünlü şarkıcı böyle bir davete gitmek niyetinde değildi. Gelemeyeceğini söyleyerek makul bir mazeret göstermek şöyleyedursun, mahkemeye gelip gelmeyeceğine dair cevap bile göndermedi! Zengirliğine, şöhretine, nüfuzlu dostlarına güveniyor, sanki adalet karsısında dokunulmazlığı varmış gibi davranıyordu. Öyle ki özel yatına atladığı gibi Bahama Adaları’na doğru bir gezintiye çıkmaktan geri kalmadı.
Frank Sinatra, hakkında kovuşturma açılacağını bilmiyor değildi. Bunun için de birbirinden becerikli avukatlar tutarak kanun karşısında savunmasının yapılmasını istedi. Öte yandan emrindeki reklam uzmanlarına da bu olaydan mümkün olduğu kadar yararlanıp, olayı basında bir reklam kampanyası olarak yürütmelerini hatırlattı.
Aslında Frankie’nin Maffia ile olan ilgisi yeni değildi. Daha adı yeni yeni duyulmaya başlayan genç bir şarkıcıyken bile Maffia’nın ileri gelenleriyle arkadaşlık kurmuş ve bu ünlü «cinayet sendikası»nın himayesine girmişti. O sıralarda tanınmış orkestra şefi Tommy Dorsey’in «Bobby - Soxers» orkestrasında söylüyordu. Önü her geçen gün biraz daha yayılıyordu. Müzik dünyasındakiler Frankie’nin parlak bir geleceği olduğunu hissetmişlerdi. Pek çok kimse Frankie’yi Tommy Dorsey’den ayırmak istiyor, fakat aralarında kontrat imzalamış olduğundan bunu yapamıyorlardı.
Ama günün birinde Maffia’nın ileri gelenlerinden İtalyan asıllı Quaricco Moretti gelip de teklifini yapınca, Tommy Dorsey en akıllıca şeyi yapmakta tereddüt etmedi. Çünkü Maffianın arzularının geri çevrilemeyeceğini gayet iyi biliyordu. Elindeki anlaşmayı bozarak, Frankieyi serbest bıraktı. Frankiede Maffianın himayesi altında Hollywoodun yolunu tuttu. Bu olay bile Maffianın ne derece kuvvetli bir teşkilat kurmuş olduğunu göstermesi bakımından takdir edersiniz ki çok manalıdır.
Bu olaydan sonra Frankie’yi, bazı ünlü Maffia şefleriyle yakın dostluklar kurmuş olarak görüyoruz. Şahsi dostları arasında yine İtalyan asıllı gangster Lucky Luciano vardır. Frankie çeşitli kumarhaneler, oyun salonları, plak şirketleri açıyor, yenilerini kuruyor, mevcut olanlarla da ortak olmayı şart koşuyordu. Böylece de Amerikada bir Sinatra İmparatorluğu doğuyor! Dean Martin, Sammy David Jr., Peter Lawford yakın arkadaşlarından isimleri akla ilk gelenler. Bu imparatorluğu tek başına mı idare ediyor Frank Sinatra? Perde arkasında kimler var? Başta Maffia olmak üzere, karanlık işler yürüten kuruluşlarla yakınlık derecesi ne?
Bunları kesin olarak kimse bilmiyor.
Bugünlerde gangsterliği ortadan kaldırmak için soruşturmalar yapan özel komisyon, Frankie’nin hakkında, dava açılması için harekete geçmiş bulunuyor. Ünlü şarkıcının avukatlarının tahkikata gitmemek için ileri sürdüğü sebepleri pek sudan buldular ve daveti reddetmiş olmakla yüksek mahkemeye hakaret ettiği kararına vardılar. Trenton Büyük Jürisi, Frankie’nin tutuklanmasına veya zorla mahkemeye getirtilmesine karar verdiği anda, ünlü şarkıcı nerede olursa olsun Trentona getirtilecek.

Frank Sinatra şimdiye kadar pek çok gangster filminde oynadı. Polisin karşısına çıktı. Özel hayatının ise bunun tam tersi olması gerektiği tezinde. Çok kimse bu lafa gülüp geçiyor ama, sinema ve müzik dünyasının ünlü ismi, kendisine. «Gerçekten Maffia’nın adamı mısınız?» diye soranlara hep şu cevabı veriyor: «Polisin karşısında olmak mı? Perde de evet, özel hayatta hayır...»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...