Ana içeriğe atla

Hülya Koçyiğit ve Selim Soydan'a Mutluluk Testi

Evlilikte mutluluğun unsurlarından biri de «çiftlerin bazı konularda aynı şeylerden hoşlanmaları, birbirlerinin nelerden hoşlandıklarını bilmeleridir.» SES, Türk sinemasının en mutlu çiftlerinden olan H. Koçyiğit ile S. Soydan için bir test düzenledi. Her ikisine de aynı soruyu kendileri ve eşleri için sorduk. Eğer yukarıdaki iddia doğru ise, yanda okuyacağınız test bir yargıya varmanızı sağlayacak, Hülya - Selim çiftinin mutluluk derecesini ve birbirlerini ne derece tanıdıklarını gözlerinizin önüne sergileyecektir.
EŞİNİZİN EN SEVDİĞİ MÜZİK TÜRÜ HANGİSİDİR?
    Hülya: «Selim alaturka»
    Selim: «Alaturka sever.»
Tam isabet. İkisi de hem birbiri hakkında doğru cevap verdiler, hem de bu konuda aynı zevki paylaştıkları meydana çıktı.
EŞİNİZİN EN SEVDİĞİ ŞARKI HANGİSİDİR?
    Hülya: «İyi bilmiyorum, ama galiba en çok ''Ellerim boş mu kalacaktı''yı sever.»
    Selim: «Ellerim böyle boş mu kalacaktı»
Bu soruda Selim bildi. Hülya ise yanlış cevap verdi. Çünkü Selim’in en çok sevdiği şarkı «Madem ki gidiyorsun bırakıp burda beni»dir.
Durum, Selim: 2 - Hülya: 1
EŞİNİZİN EN SEVDİĞİ YEMEK HANGİSİDİR?
    Hülya: «Izgara et, yeşil salata, kızarmış patates.»
    Selim: «Enginar.»
İkinci sorudaki durum yine tekrarlandı. Selim, Hülya’nın en çok sevdiği yemeği bildi. Buna mukabil Hülya, «Bütün balık çeşitleri» deseydi bu soruya doğru cevap vermiş olacaktı.
EŞİNİZİN EN ÇOK SEVDİĞİ RENK?
    Hülya: »Vallahi iyi bilmiyorum ama galiba kahverengi...»
    Selim: «İki renk söylesem olmaz mı? Peki öyleyse Yeşil...»
İkisi de bu soruya doğru cevap veremediler. Çünkü Hülya en çok beyazı. Selim de lâciverti seviyor.
EŞİNİZİN EN ÇOK SEVDİĞİ TATLI HANGİSİDİR?
    Hülya: «Revani.»
    Selim: «Tel kadayıfı.»
Bu soruyu ikisi de bilemedi. Hülya bu soru kendisi için sorulunca, «Çok sevmem» şeklinde cevaplandırdı. Selim ise «En sevdiğim tatlı şekerparedir» dedi.
EŞİNİZİN EN ÇOK KULLANDIĞI KELİME?
    Hülya: «Bana karşı değil de günlük hayatında en çok kullandığı kelimeyi soruyorsunuz, değil mi? Vallahi onu bilmiyorum.»
    Selim: «Hülya’nın bir buçuk yıldan beri en çok kullandığı kelime Gülşah’tır.»
Belki soru açık değildi, ama ikisi de bu soruya yanlış cevap verdiler. Hülya kendisinin en çok «Serseri» kelimesini kullandığını belirtti. Yakın arkadaşları ise Selim’in iki lafta bir «Abicim» dediğini söylediler.
EŞİNİZİN EN ÇOK OKUDUĞU YAZAR KİMDİR?
    Hülya: «Değişik okur ama Yaşar Kemal’i tercih eder.»
    Selim: «Muazzez, Tahsin, Berkant.»
Yüzde yüz isabet.
EŞİNİZİN KULLANDIĞI PARFÜMÜ — TRAŞ LOSYONUNU BİLİYOR MUSUNUZ?
    Hülya: For man ve Caron.»
    Selim: «Madam Roje.»
Yine isabet ve yine isabet oranı yüzde yüz.
Şu anda durum şöyle, Selim: 5 - Hülya: 3
EŞİNİZİN EN ÇOK KULLANDIĞI MÜCEVHER VEYA AKSESUAR...
    Hülya: «Anahtarlık.»
    Selim: «Yüzük.»
İşin aslına bakarsanız ikisine de bu soruyu sorunca Hülya, «Yüzük», Selim’de «Mendil» şeklinde cevap vermişlerdi.Yalnız Hülya kendisi için «Yüzük» derken Selim şike yaptı. Ayrıca o gün Selim’in ceketinde mendil yoktu, ama elinde anahtarlık vardı. Bu yüzden bu soru için Selim’in puanını iptal ettik!
EŞİNİZİN EN ÇOK SEVDİĞİ YABANCI YILDIZLAR KİMLERDİR?
Hülya: «Anthony Quinn - İngrid Bergman.»
Selim: «Anthony Quinn - İngrid Bergman.»
Yine çift taraflı bir isabet daha. Bu konuda hem soruya doğru cevap verdiler, hem de cevaplarından bu konuda beraber oldukları meydana çıktı.
EŞİNİZİN EN HOŞLANDIĞI MEVSİM HANGİSİDİR?
    Hülya: «Sonbahar.»
    Selim: «İlkbahar.»
İkisi de «Bahar» seviyorlar. Üstelik ikisi de diğerinin hangi baharı sevdiğini biliyor. Hülya’da, Selim’de birer puan daha aldılar ve böylece durum şöyle oldu: Hülya: 6 - Selim: 7
EŞİNİZİN EN SEVDİĞİ ALKOLLÜ İÇKİ NEDİR?
    Hülya: «Selim alkollü içkiyi ağzına koymaz.»
    Selim: «Votka.»

Evet, bu soruyu da doğru cevaplandırdılar ve bu iş burada bitti. Görüldüğü gibi 12 sorudan Selim 8 soruya, Hülya ise 6 soruya doğru cevap verdi...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...