Ana içeriğe atla

İlyas Salman'ın Zorlu Görevi

BUNDAN altı yıl önce ilk «Hababam Sınıfı» için «Kamera!» diyen Ertem Eğilmez geçtiğimiz hafta bu serinin sonuncusu olan «Allahaısmarladık Hababam Sınıfı»nın çekimine başladı.
Ertem Eğilmez yaklaşık altı ay önce bu filmi çekmeye karar vermiş ve derhal senaryo çalışmalarına başlamıştı. Çalışmaları sırasında en büyük yardımcısı ise filmde köyden elen bir öğretmeni canlandıracak olan İlyas Salman’dı.
Normal olarak senaryo çalışması için dört ay yeterli olmasına rağmen bu film için dur durak bilmeden altı ay senaryo çalışması yapmasının nedenini yapımcı - yönetmen Eğilmez şöyle açıklıyor: «Yapacağım 'Hababam Sınıfı’nın tam arzuladığım gibi olmasını istiyordum. Bu nedenle Rıfat İlgaz'ın eserini senaryolaştırırken İlyas'la beraber en ince noktasına kadar ele aldık. Öyle ki şu anda bu filmi ben olmasam bile asistanım çekebilir, Ayrıca bugüne kadar beş tane 'Hababam Sınıfı' çektim. Her birini bir buçuk saatten hesap etsek, tam yedi buçuk saatlik malzeme harcanmış olur. Onun için iyi malzeme bulma ve bu malzemeleri en iyi şekilde kullanma kaygısı, çalışmalarımızın uzamasına neden oldu.»
Senaryo çalışmalarının ardından mekan bulmaya geldi sıra. Ertem Eğilmez senaryo üzerinde çalışırken gösterdiği titizliği mekan ararken de elden bırakmamıştı. Tam yirmi gün süreyle içinde film çekeceği okulu bulmak bu zamanda pek kolay olmasa gerekti. Zeynep Kamil Hastanesi'ndeki Hemşire Okulu tam bir aylık araştırma sonucu bulundu.
Biz de çekime başlanıldığı ğün sabahtan doğruca okulun yolunu tuttuk. Ertem Eğilmez, Adile Naşit ve diğer ünlülerle birlikte kameramanları görmeseydik seti bulmak kolay olmazdı. Okulun koridorunda sanki film çevrilmiyordu da bir «Hababam Sınıfı» boşalmıştı. Bu kez öğrenci olarak seçilen oyuncular giyimleriyle ve yaşlarıyla gerçek bir öğrenci gibiydiler. Önce kurban kesildi, ardından tatlı yenildi. Bu arada Ertem Eğilmez de bize şu bilgileri verdi:
«Şimdiye kadar yaptığım 'Hababam Sınıfı' dizilerinde öğrenciler ve öğretmenler gerçek yaşamdaki öğrenci ve öğretmenlerden çok uzaktılar. Bu kez hayali değil, her zaman görebileceğimiz tiplere yakınlar. Ayrıca eğitim hayatımızdaki sorunlara bu filmde biraz daha eğildik... Öğrenci - öğretmen ilişkisini daha gerçekçi bir yaklaşımla ele aldık. Film daha önce yaptıklarım gibi komedi değil. Bir kara mizah olacak... Bugüne kadar beş tane 'Hababam Sınıfı' filme almış olmama rağmen bu gün ilk kez 'Hababam Sınıfı' yapıyormuş kadar heyecanlıyım. Çünkü hepsinden ayrı, aylardır düşünü kurduğum bir film ortaya çıkarmak istiyorum.»
İlk kez öğretmenlik yapmak için köyünden ayrılıp gelen bir öğretmenin, öğrencilerle ilişkisini dile getiren bu filmde rol alacak olan İlyas Salman ise şunları söylüyor:
«Filmde öğretmen olarak seyirci karşısına çıkacağım. Yalnız seyirci bu öğretmeni gördüğü zaman kendi öğrencilik hayatında rastladığı öğretmen tipiyle hemen ilişki kurabilecek. İşte bunu sağlamak için tüm gayretimle çalışacağım.»
«Hababam Sınıfı» dizisinin hiç değişmeyen oyuncusu Adile Naşit bu kez yine seyirci karşısına hademe olarak çıkacak... Sanatçıya içlerinde hangisini daha çok beğeniyorsunuz diye sorduğumuzda bize yanıtı şu oldu:
«Anneler bütün çocuklarını aynı derecede sever. 'Hababam Sınıfı'nın bütün filmleri de benim çocuklarım gibi. Onun için hepsini çok seviyorum. Yalnız, diğer filmlerde seyirciyi hep güldürdüm. Bu kez ara sıra ağlatacağım.»
Filmde İlyas Salman ve Adile Naşit’in dışında Mehmet Ali Erbil, Ayşen Gruda, Savaş Dinçel, Hüseyin Kutman, Sıtkı Akçatepe ve Şevket Altuğ’un rol alacağını yönetmen Ertem Eğilmez'den öğrendik.

Film hakkında bilgi aldıktan sonra öğrenciler sıralarına oturdular. Kameraman Ertuğ Şenkay yerini aldı. «Hababam Sınıfı» oyuncuları yeni ders yılına başlayan öğrenciler kadar heyecanlıydı. Yönetmen tüm oyunculara gerekli uyarıları yaptı ve sonuncu «Hababam Sınıfı» nın çekimine başlandı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...