Ana içeriğe atla

Müşerref Tezcan'dan Herkes Umutlu

Kestane rengi saçları, yeşil gözleri ve ideal vücuduyla prodüktörlerin dikkatlerini çeken ses sanatçısı Müşerref Tezcan için hemen herkes aynı sözleri söylüyor: «O da tıpkı Emel Sayın gibi Yeşilçam’da büyük başarı kazanacak.» Bakalım, zaman genç yıldız adayının yüzüne gülüp onu da Türkan Şoraylar, Hülya Koçyiğitler, Fatma Girikler gibi yıldızlık tahtına oturtabilecek mi?
«ACI PİRİNÇ» (Riso Amaro) bundan 22 yıl önce 1949 yılında İtalyan rejisörü Guiseppe de Santis tarafından çevrilmiş bir İtalyan filmidir. Senaryoyu, rejisör Santis ve Carlo Lizzani’nin de bulunduğu yedi kişilik bir ekip hazırlamış ve başrollerde Raf Vallone, Vittorio Gassman, Silvana Mangano oynamıştı. Film, Po ırmağı boyunca uzanan yemyeşil ovadaki köylülerin hayat mücadelelerini, yaşama serüvenlerini anlatıyordu. Film ne rejisör Santis’e, ne de yeni gerçekçiliğe pek bir şey kazandırmadı. Hatta filmi, o yıllarda, sinemada yeni yeni filizlenmeye başlayan «yeni gerçekçilik akımını» yolundan saptırmakla itham edenler oldu. Birçok sinema tenkitçisi «Acı Pirinç» için «Yeni gerçekçiliğin Truva atı» dediler! Dediler ama, Acı Pirinç her oynadığı ülkede, tabii bu arada Türkiye sinemalarında da gişe rekorları kırdı ve Silvana Mangano’yu bir anda şöhrete ulaştırdı.
Aradan geçen 22 yıl, Silvana Mangano’nun adını film afişlerinden, jeneriklerden, lobilerden silmiş bulunuyor. Sonradan ortaya çıkan Sophia Loren, Gina Lollobrigida, Claudia Cardinale gibi şöhretler, İtalyan sinemasına bambaşka bir hava getirdiler. Fakat Silvana Mangano adını son günlerde yerli bir şarkıcı - artistimiz tekrar hafızalarda canlandırdı. Yeşilçam’da herkes Müşerref Tezcan’a: «Bizim yerli Silvana Mangano!» diyor. «Made in Turkey» patentli Mangano, bugünlerde «Made in Italy» patentli Mangano’nun kıyafetine çok benzeyen bir kıyafetle kamera karşısına çıkacak ama, filmin adı «Acı Pirinç» değil, «Acı Toprak».
Yıldız Tezcan’ın ayrıldığı eşi Mahmut Tezcan’la evlendikten sonra adı ses ve sinema dünyasında birden ön plana çıkan Müşerref Tezcan, 18 yaşında, kestane rengi saçlı, yeşil gözlü, bir genç kadın. Yeşilçam’da, kadın oyuncu sıkıntısının kendisini iyice hissettirdiği bugünlerde, Müşerref Tezcan’ın yıldızının parlayacağı ve adının şöhretli kadınlar arasında geçeceği birçok prodüktörün ortak yargısı. İlk filmini Cüneyt Arkın ile birlikte çeviren, bu arada Türk ve Hafif Batı Müziği türünde birçok plak dolduran Müşerref Tezcan, kendinden emin. Bakın, bir sorumuz üzerine bu konuda neler söylüyor: «Ben, fiziğimin ve oyun gücümün bana neler getireceğini çok iyi biliyorum ama, istiyorum ki, filmcilerin kendileri bana şans tanısınlar. Böylesi daha iyi olacak. Evli, ciddi bir kadınım. Prensibim ve karakterim icabı kimseden iş isteyemem. Herkesin gerçek değeri muhakkak bir gün ortaya çıkar ve herkes layık olduğu yere gelir. Birgün muhakkak beni de zirvede göreceksiniz.»

Eğer, «Acı Pirinç» filminde Silvana Mangano’nun başına konan talih kuşu 22 yıl sonra «Acı Toprak» filminin başoyuncusu, yıldız adayı Müşerref Tezcan’ın da başına konarsa, Tezcan II, sinemada arzuladığı yere gelebilir, zirveye çıkabilir... Bütün iş o talih kuşunu bulabilmekte, tabii bu arada da, Tezcan’ın en az Silvana gibi kamera karşısında başarılı olabilmesinde...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...