Ana içeriğe atla

Romalı Perihan Çok İddialı

Romalı Perihan o gün kendisini görüntülerken bir yandan yüzü ve vücut hareketleriyle, bir yandan da sözleriyle 18’likler gibi olduğunu iddia ediyordu. Ne var ki kızgındı Romalı bu kızgınlığını da “açma” tehditi savurarak dile getiriyordu...
''Ben işimi çok seviyorum. Sahne için dikilen kostümler hiç bir zaman öz kişiliğime, çocukça romantikliğime uymuyor. İçki içmeyen gece alemi olmayan duygusal ve romantik bir özel yaşantı içindeyim. Hep de böyle kalmak istiyorum. Bir ayağım devamlı Batı'da. Eğitilmiş, bilen bir kişiyim. Sahnelerden Avrupa’da olduğum için epeyce uzak kaldım. Bunun nedeni kendimi özletmekti. Dinç, zinde, dinlenmiş ve yepyeni bir Perihan olarak ülkeme döndüm. Bana olanak verilsin, gazinoyu inleteyim. Kendime eskiden olduğu gibi ''Nur ol dünya güzeli Romalı" diye alkış tutturayım. Zaten bana böyle seslenenler oldukça ben daha bu işi çok götürürüm. Çünkü ben sahnede olduğum zaman çok eğlendirici, dişi, şık, modern ve hareketli bir kadınım. Kalbim hala 18’likler gibi atıyor. Haa unutmadan çıplaklıkla revaçta olmaya bakan ve büyük gazino, küçük gazino ayrımı yapan o kendini bilmezlere de iki çift lafım olacak.
Söyleyin Allahaşkına büyük gazinonun iş yapmayan solisti mi yoksa küçük gazinonun büyük solisti mi olmak daha iyi. İşte ben o büyüklerdenim. Gelelim o çıplaklık düşkünlerine... Allaha şükür şu anda en ala kadınlara bile taş çıkartırım. Fıstık gibi vücudum var. Hani cami de mihrap da yerinde derler ya, işte bu sözü sanki benim için söylemişler. Üstelik asalet ölçülerimin dışında soyunmuyorum da benim bir çizgim var dışına çıkmıyorum. Soyunanlara ise "Hodri meydan" diyorum. İnanıyorum ki ben açarsam dudakları uçuklayacak ve kaçacak delik arayacaklar. O hilkat garibesi zavallıları yerlerinden etmek istemiyorum. Büyüklük bende kalsın...''

Evet aynen bunları söylüyordu o gün Romalı Perihan. Kızdıkları, isyan ettikleri vardı hele arkasından olur olmaz konuşanları bulsa bir kaşık suda boğacaktı. Kendisine güvendiğini gençliğini, tazeliğini koruduğunu çıplaklık savaşına girdiği takdirde birçoklarını ortadan silip süpüreceğini iddia ediyordu. Ama şimdilik böyle bir düşüncesi yoktu ve sınırlı dekolte ile yetiniyordu. Objektifimize poz verirken de ''Kim var benim gibi seksi yüzünde taşıyan her hareketinden seks fışkıran çekin çekin de o süprüntüler görsün Romalı kimmiş'' diyordu. Bizde kendisinin dediğini yaptık ve Romalı’nın deyimiyle "taş gibi" pozlarını beğeninize sunduk...(diğer haberler için aşağıdaki linke tılayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...