Ana içeriğe atla

Sezer Güvenirgil Eksik Tarafını Arıyor

Sinemadan sahneye geçen Sezer Güvenirgil’in gerek plak piyasasında, gerekse gazino sahnelerinde istediği çizgiye gelememesi sanatçıyı gün geçtikçe yeni bunalımlara sürüklüyor. Ve her şeye sahip olduğunu söyleyen sanatçı bulamadığı eksikliğini artık çevresine soruyor...
Günümüzde dertsiz insan var mı diye birbirine soru sorarak dertlerinden yakınan insanların varlığına epey alıştık. Ama şöhretli bir insan olmanın derdi daha başka galiba sevgili okurlar. Çünkü şöhret sadece para, refah yaşam değil beraberinde birçok sorunları da getirerek ortaya adeta özürlü bir insan çıkartıveriyor. Ve tıp dünyasının “Handikap” olarak günlük konuşma diline yerleştirdiği sözcük artık şöhretli insanlar için kullanılıyor.
İşte “Handikaplı” insanlardan biri de Sezer Güvenirgil. Süper zengin olmasa bile refah yaşam içinde, çift arabası, oturduğu bir dairesi olan şöhretli bir sanatçı. Üstelik güzel ve her an çalışabilme şansı var. Çok satmasa bile plak yapıyor ve sanatçı kariyerinde aşama zincirine halka üstüne halka ekliyor. Ama ne kendisinden önce piyasada olan Ajda Pekkan ne de kendisinden sonra piyasaya çıkıp zirveye çıkan Seyyal Taner, Nükhet Duru ve Sezen Aksu kadar adından söz ettirebiliyor. Hatta bu isimlere Güvenirgil’den genç Sibel Egemen’i, Nilüfer’i de ekleyebiliriz...
Yaptıkları çalışmaların çizgisi hemen hemen birbirine yakın. Ekipleştikleri müzik adamları da aynı sanatçılara hizmet veriyor. Ama Sezer Güvenirgil’in diğerleri gibi zirvede sansasyonel bir şöhreti yok, üstelik dişi güzelliğiyle basında hepsinden çok fotoğrafı, posteri yayınlanmasına rağmen... Yani, un, şeker, yağ var ama helvayı yapacak adam yok diye eskilerin dilinden eksik etmediği bir atasözü vardır ya bu söz Sezer Güvenirgil’in sanatçı kişiliği için tıpa tıp geçerli...
Bir eksikliğinin farkında olan sanatçı artık kendi kendine bulamayınca çevresindekilere sormaya başladı “Benim neremde eksiklik” diye... Bugüne kadar aldığı yanıtlar, eleştiriler kendisini tatmin etti mi, etmedi mi bilinmez ama bize kalırsa Sezer’in eksikliği çok sakin bir yaşam sürmesi.

Diğer meslektaşlarına nazaran skandallardan adeta kaçan ve özel ilişkilerini büyük ustalık göstererek en yakınlarından bile gizleyebilen Sezer Güvenirgil hele bir aşklarını gizlemeye görsün. O zaman adından nasıl söz ettirdiğine kendisi bile şaşarır kalır. Zaten halk da günümüzde adından böyle söz ettiren yıldızlara ilgi duymuyor mu?..(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ajda Pekkan'ın Gönlünde Yatan Aslan

1962 yılında Ajda Pekkan hiç kimsenin tanımadığı meçhul bir şantözdür. Moda Deniz Kulübünde beş para almadan, belki ilerde şöhret olabilirim ümidiyle, şarkı söylemekte, zirveye doğru yükselebilmek için açık bir kapı aramaktadır. Aradan bir yıl geçmiştir. Sıcak bir haziran gecesinde Ajda Pekkan üçü kız, ikisi erkek beş arkadaşıyle Suadiye'de bir gazinoda oturmaktadır. Konu şarkıcılık üzerinedir, ama konuşmaların içinde sık sık «şöhret» kelimesi geçmektedir. Sohbetin heyecanlı bir anında üç kızdan sarışın olanı Ajda Pekkan'a, orada bulunan herkesin tasdik ettiği, fakat Ajda’nın hiç, ama hiç düşünmediği cazip bir teklifte bulunur: «Ajda SES Mecmuası'nın Sinema Artisti Yarışması'na niye girmezsin? Gençsin, güzelsin, kültürlüsün, muhakkak birinci olursun!» Ajda Pekkan güler bu sözlere. Ve arkadaşlarına üç ay önce başından geçen bir olayı anlatır: «Çocuklar görüşlerinizde belki haklısınız, ama bilemiyorum ki... Üç ay kadar önce tesadüfen 'Zavallı Necdet' film...

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...

Hülya Avşar Telefonda

Aydoğan Kısacık... -Hülya hanım, bir kızımız oldu. Ona bir isim söyler misiniz? -“Benim ismimin tersi olan Aylüh." Dr. Faruk Abit... -İyi günler efendim. Ben estetik cerrahıyım. Acaba siz hiç estetik oldunuz mu? -“Hayır ama olacağım. Film setinde karnımda fünye patlamıştı. Dikiş izleri için gideceğim.” Aysel Şimşek... -En çok sevdiğiniz şarkı nedir? -“Bir Sevgi İstiyorum...” Gülten Korkmaz... -İlerisi için neler düşündüğünüzü öğrenebilirmiyim? -“Yapmak istediğim daha çok toplumsal filmler.” Erdinç Ülüş... -Siz olaylı bir yarışma sonucu büyük bir sükse ile beyaz perdeye geçtiniz. Daha önce yarışmanın kurallarını bilmiyor muydunuz? -“Maalesef biliyordum. Yarışmaya son anda katıldığım için form bile doldurmaya fırsat bulamadım.” -Böyle bir durum olmadan kazansaydınız, şimdiki sükseyi yapabilir miydiniz? -“Hiç zannetmiyorum.” Cüneyt Ertür... -Hülya hanım. İngiliz bir kızla evlilik yapıyorum. Ailem ve ben onu Müslüman yapacağız ama isim bulamıyoru...