Ana içeriğe atla

Türkan Şoray Mecburiyetten Yönetmen Oldu

TÜRKAN ŞORAY , «Hazal»dan yana geçen 1,5 yıl aradan sonra yeni çevireceği «Yılanı Öldürseler» adlı filmde, oyunculuğunun yanı sıra bir kez daha yönetmen olarak karşımıza çıkacak. Bu güne kadar «Dönüş» ve «Azap» adlı filmlerde de yönetmenlik yapan sanatçı, bu defa yönetmenliği itekle değil, zoraki olarak yapacak. Yapımcı firma Umut Film bir süre önce filmin yönetmenliğini Ali Özgentürk'ün yapacağını açıklamıştı. Ancak bu karar Özgentürk'ün vakti olmaması nedeniyle değiştirildi ve yönetmenliği Yılmaz'ın yapacağı açıklandı. Bu açıklama da fazla uzun ömürlü olmadı. Atıf Yılmaz da yoğun çalışmaları nedeni ile filmin yönetmenlikliğini yapmaktan cayınca bu kez başa düştü. Türkan Şoray kolları sıvayıp yeniden yönetmenliğe soyundu. Ancak üçüncü filmini yönetecek olan sanatçının yanında bir kez değeri yadsınamayacak bir yardımcı var. İsveç'ten bu film için özgün olarak gelen ünlü görüntü yönetmeni Güneş Karabuda. Anavarza ve Hemite Köyü dolaylarında çekilecek filmin mekan tesbitlerini yapmak için Türkan Şoray ve Güneş Karabuda Adana'ya gittiler. Konu ile ilgili olarak görüştüğümüz Türkan Şoray, «Zoraki Yönetmenliğin» öyküsünü şöyle anlattı:
«Gerçekte yönetmenliği ben üstlenmek istemiyordum... Filmdeki rolüm oyun olarak ağır bir rol. Onun için yönetmenliği de üstlenme çok yorucu olacak. Ayrıca büyük sorumluluk yüklenme durumunda kalacağım. Hem Türk Sineması'nda iyi bir ürün vermek, hem de Yaşar Kemal adınalayık bir film ortaya koyabilmek gerçekten çok sorumluluk gerektiren bir uğraşı.»
İSVEÇ'TEN GELEN TÜRK
«YILANI Öldürseler» filmi için İsveç'ten transfer edilen ünlü görüntü yönetmeni Güneş Karabuda bize kısa yaşam öyküsünü şöyle anlattı:

«1933 doğumluyum. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra İsveç'e gittim, 27 yıldır oradayım. Esas uğraşım televizyondur. 1960'tan bu yana İsveç Televizyonu için çalışıyorum. Dünyanın pek çok ülkesini dolaştım ve İsveç Televizyonu için belgesel filmler hazırladım. Şu ana kadar çoğunluğu belgesellerden oluşan 70 kadar film çektim. Çoğu çalışmamı eşim Barbro Karabuda ile birlikte yaptım. O da İsveç Televizyonu'nda yazar, senarist ve yönetmen olarak çalışıyor... 'Yılanı Öldürseler' benim üçüncü Türk filmim olacak. Daha önce 'Otobüs' ve 'Yusuf ile Kenan' adlı filmlerde görüntü yönetmenliği yaptım.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...

Seyyal Taner'le Aşk ve Seks Üzerine

On beş gün süreyle Akdeniz sanülerinde tatil yapan Seyyal Taner 'i, İstanbul'a dönüşünde ziyaret ettik. Bronzlaşmış bir tenle ve dinlenmiş elmanın rahatlığı için, de karşımıza geçen sanatçı, hala Akdeniz'in güneşini ve denizini yaşıyordu... Kendisine röportaja değil de, sohbete geldiğimizi söyleyince daha da rahatladı... Seyyal Taner'le aşk, seks ve uyuşturucu konuları üzerinde sohbet ettik. İşte sorularımız ve işte sanatçının verdiği birbirinden ilginç cevaplar: «Bize 'Aşk'ın tanımını yapar mısınız?» «Aşk, insanın kendi kafasında yaşadığı ve yaşattığıdır... Aşk, her insanın kişiliğine ve dünya görüşüne göre farklılıklar gösterir. Ben, aşkı şöyle tanımlayabilirim: Duyguların doruğudur o...» «Aşkın mantıkla çeliştiği ve çoğu kez de galip geldiği söylenir. Sizce her aşk mantıksızca mı yaşanır?» «Aşk karşılık görürse, zamanla mantık kendiliğinden yok olur.. Nasıl mı? Aşık olan bir kişi istese de istemese de duyguları ile hareket eder. Çünkü, yukarıda da ...