Ana içeriğe atla

Adile Naşit, Uykudan Önce'yi Bırakıyor Mu?

Sıcak yaz günlerinin yaklaştığı şu sıralarda herkes gibi çocukların da içleri neşe doluyor. Hepsi soğuk kış aylarından sonra gelen ılık günlerin tadını çıkarma, ya çalışıyorlar. Bir süre sonra girecekleri denizin hayalini bile kurmaya başladılar artık. Ama mutlu saatler geçirdikleri yaz günlerinde onları üzen bir gün olacak. 30 Haziran. Çünkü takvimler o günü gösterdiğinde hepsinin çok sevdiği «Uykudan Önce» programı yaz tatilinin başlaması nedeniyle televizyonun aldığı karar üzerine kalkacak ve «Masalcı Teyzesleri son kez ekrana gelip onlara veda edecek. Artık o günden sonra küçükler akşamları çok sevdikleri masalcı teyzeleriyle birlikte olamayacaklar, sabırsızlıkla bekledikleri programı izleyemeyecekler. Bundan iki yıl önce ne güzel başlamıştı «Uykudan Önce». Akşamlan bu programda ekrana gelen Ergun Uçucu onlara masallar anlatıyor ve hoşça birkaç dakika geçirtmek için çalışıyordu. Daha sonra bu görevi Sungur Babacan-Meral Erbil İkilisi yüklenmiş ve aynı programda «Tonton Amca»yı getirmişlerdi ekrana. Ardından Meral Erbil'le Adile Naşit ekrandan seslenmeye başladılar miniklere. Bundan dokuz ay önce de Adile Naşit «Uykudan Önce» programının sunuculuğunu tek başına üstlendi ve her şeyden çok sevdiği bu değerli varlıklarla hoşır neşir elmaya başladı. Oğlunun ölümünden sonra çocuklara olan sevgisi daha fazla artan ve bu sevgiyle programa büyük ilgi gösteren sanatçı, bakın «Uykudan Önce»ye gelişini nasıl anlatıyor:
(Televizyondan gelip çocuklar için hazırlanan «Uykudan Önce» programına katılıp katılamayacağımı sordular. Bu beni çok sevindirdi. Ama önce benim tüm çalışmalarımla ilgilenen Ertem Eğilmez'le konuşmam gerekiyordu. O da benim gibi bu teklifi sevinçle karşılayınca hemen hazırlıklara başladım.»
Artık çocuklar saatler 21.00'e yaklaşırken beyazcamın etrafında toplanıyorlar o ana kadar yaptıkları gürültüleri unutup herkesin susmasını istiyorlar, başlıyorlar «Masalcı Teyzeleri»ni dinlemeye. Sadece dinlemekle kalmıyorlar, onun sorularına yanıt veriyorlar, o gün neler yaptıklarını anlatıyorlar. Sonra sanatçının anlattığı masalı dinliyorlar. Ardın, dan da çizgi film seyrediyorlar tabii Günün en zevkli birkaç dakikasını geçiriyorlar televizyon başında.
Bakın bu çocuklardan 12 yaşındaki Hatice ne diyor:
«Ben bu tip programları seyretmek için biraz büyük olmama rağmen yine de (Uykudan Önce»yi seyretmeden yapamıyorum. Adile Teyze'nin tatlı tatlı konuşmasını dinlemek bana büyük zevk veriyor.
9 yaşındaki Ayfer İse şunları söylüyor:
«Uykudan Önce'nin başlama saatini sabırsızlıkla bekliyorum. Çünkü bu programda 'Masalcı Teyze' bize çok güzel masallar anlatıyor.»

İşte böylesine sevilen program başta da yazdığımız gibi 30 Haziran'da sona erecek. Ama yazın sonunda televizyondan bir teklif gelirse yine görev alacağını belirtiyor, Adile Naşit...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...