Ana içeriğe atla

Gönül Yazar'a Sevgilisinin Karısından Şok

Sahnelerin en çok seven, sevdiği için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan ama sonunda hep yalnız kalan kadınıdır Gönül Yazar... Gönlü şu sıralarda Almanya’da bir uçak şirketinin sahibi olan Vural Öger’Ie dolu... Gazinoda neşe içinde seyirci karşısına çıkan sanatçı, kulise geçer geçmez mahzunlaşıyor... Çoğu zamansa gözyaşı döküyor. Bu defaki gözyaşları sevdiği erkekten gelmiyor... Çünkü Vural Öger de Gönül'ü seviyor. Ama işadamının yıllarca beraber olduğu, işini yöneten, çocuğunun annesi bir Alman kadını mektupları, telefonları ile sanatçının moralini bozuyor...
Bir süre önce Gönül Yazar’ın Alman kadınının vize koyusu yüzünden sevdiği erkekle evlenemediğini yazmıştık. Geçtiğimiz günlerde Vural Öger’in Alman iş ortağı ve eski sevgilisi Hanni Rosler’den bir mektup aldık.
Bu mektupta Hanni Rosler, Vural Öger’in özel hayatı ve aşkları konusunda vize hakkının genç işadamının kendisinde olduğunu belirtiyor. Fakat bu arada da kadınca bir kıskançlıkla mektubunun yayınlandığı sayıda Gönül Yazar’ın bir gençlik resminin konulmasını kinayeli olarak istiyordu...
Bu mektubu Gönül Yazar'a bildirdiğimiz zaman sanatçı gözyaşlarını tutamadı...
«Ben evlilik dışı aşklardan hoşlanmıyorum. Ama Vural’ı öylesine çok seviyorum ki, onunla nikahlanmadan da yıllarca birlikte olabilir, bütün hayatımı ona vakfedebilirim. Sevdiğim adam, Hanni ile benden çok önce ayrılmış... Ama nedense Hanni, beni kendine bir düşman olarak görüyor. Bunda haklı olabilir. Günkü Vural'ın daha önceki kaçamaklarından biri değilim. Renkli bir kadınım, ünlüyüm. Vural 18 yaşında Almanya'ya okumaya gitmiş. Yıllarca dünyanın çeşitli milletlerinden kadınlar hayatına girmiş. Sevdiği ve beraber olduğu ilk Türk kadını benim. Her konuda uyuşuyoruz... Hanni onun çocuğunun annesi olduğu için ben ona saygılı davranıyorum. Ama en azından onun da bana karşı kibar ve ölçülü davranması gerekir. Mektupta benim gençlik resmimden söz etmiş... Böyle bir şeye gerek yok. Ben bugünkü halimle 45 milyonun karşısındayım ve seviliyorum. Vural’la aramızda yaş farkı da yok... Sevdiğim adam beni minyonluğumla, her şeyimle seviyor. Eskiler kız seçerken kurna başında görürlermiş. Vural geçtiğimiz yaz annesine beni banyoda gösterdi ve 'Çocuk gibi, şuna bak. O kadar minyon ki koltuğumun altına alıp, himaye etmek istiyorum' dedi... Bütün bunlara rağmen hayatımda hiç karşılaşmadığım bu Alman kadınının benimle uğraşmasına son derece üzülüyorum» diyor.
Sanatçı sevdiği adamla hasretini İstanbul - Hamburg arasındaki telefon konuşmaları ile gidermeye çalışıyor. Zaten Vural Öger kendi şirketinin uçakları ile sık sık Türkiye'ye geliyor. İşadamını haftanın belirli günlerinde Yazar’ın çalıştığı gazinonun müşterileri arasında görmek mümkün.
Gönül Yazar’a yakın çevreler sanatçının bu aşkta mutluluğu bulduğunu ama bir türlü huzura kavuşamadığını söylüyorlar. Vural Öger'in Türkiye dışında bulunması, bu arada Alman iş ortağı kadından işleri yüzünden kopamaması, aradaki çocuk, Yazar'ı üzüyor. Sevmenin yetmediği bazı engellerin yirminci yüzyılda bile sevenlere rahat vermediği gerçeği ortada... Yazar’ın en büyük korkusu ise, sevdiği adamı bu tatsız durumlar yüzünden kaybetmesi... «O zaman ben ne yaparım? Hayatımın anlamı kalmaz. Vural istese sahneleri bile bırakabilirim... Ama o medeni bir insan olarak mesleğime devam etmemi tavsiye ediyor» diyor...

Bu yaz Alman sevgilisinin tatil geçirmek için İstanbul'a geleceği yolunda dedikodular da var. Bakalım gelişmeler neyi gösterecek ve Gönül Yazar - Vural Öger aşkı nasıl bir duruma gelecek?..(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...