Ana içeriğe atla

Serpil Çakmaklı Hayat Kadını Oldu

Sinemada yeni bir moda başladı... «Hayat kadınlığı» modası.. Önce Müjde Ar, ardından Sevda Karaca, şimdi de Serpil Çakmaklı ve Banu Alkan oynadıkları filmlerde «Hayat kadını» rolü ile kamera karşısına geçtiler.
VARAN I
Yönetmenliğini Kartal Tibet’in yaptığı ve başrollerini Müslüm Gürses ile Serpil Çakmaklı'nın paylaştıkları «Sen Mutlu Ol Yeter» adlı filmde Serpil Çakmaklı hayat kadını oldu. Yılmaz Köksal, Kazım Kartal, Suzan Avcı, Neriman Köksal ve Süheyl Eğriboz'un rol aldıkları filmin konusu şöyle:
Müslüm, İstanbul’da yaşayan zengin bir ailenin tek oğludur ve evlidir. Karısı doğum sırasında ölür... Bu olaydan sonra Müslüm büyük bir bunalıma düşer ve karısına çok benzeyen Gül (Serpil Çakmaklı) adlı bir kadına aşık olur. Ne var ki, Gül, hayat kadınıdır ve bu gerçeği Müslüm’den gizlemektedir.,. Olaylar ilginç bir şekilde gelişir.
Sahneden sinemaya transfer olan sanatçılar kervanına katılan Müslüm Gürses, bu filmle dördüncü kez kamera karşısına geçmiş oluyor... TV’deki «Alçaktan Uçan Güvercin» adlı diziyle adını duyuran Serpil Çakmaklı ise, «Hangi rol olursa olsun oynarım. Önemli olan rolümü hakkıyla oynamamdır» diyor.
VARAN 2
Yönetmenliğini Osman F. Seden'in yaptığı ve başrollerini Gökhan Güney ile Banu Alkan’ın oynadıkları «Günah Defteri» adlı film, şu günlerde İstanbul’da çekiliyor. Daha önce Antakya ve çevresi ile Adana’da çekilen filmde Banu Alkan, zengin olma hayalleri kuran ve sonunda «Hayat kadını» olan Anadolulu bir genç kızı canlandırıyor. Yılmaz Köksal, Kadir Savun ve Neriman Köksal'ın da rol aldıkları filmin konusu şöyle:
Aynı kasabada yaşayan Gökhan ile Banu, küçük yaşlardan beri birbirlerini severler... Ancak, Gökhan askere gidince, Banu zengin bir köy ağası ile evlendirilir. Banu, önce bu hayata alışamaz. Daha sonra İstanbul’a göç ederler. Kısa süre sonra kocası ölür... Öte yandan Gökhan askerden döner ve Banu’yu aramaya başlar... Banu, zengin olma hayalleri içinde «Hayat kadını» olmuştur. Gökhan da İstanbul’a gelir. Saz çalıp türkü söylemektedir. Bir gazino patronu onu sahneye çıkarır ve kısa süre içinde büyük bir üne kavuşur. Ancak aklı hala Banu’dadır. Bir gün onu bulur...
Her iki filmin finali de gizli tutuluyor. Filmin yönetmenleri iki filmin finali için de, «Sürpriz» diyorlar... 1978 yılında «Taksi Şoförü» adlı filmle sinemaya geçen Banu Alkan ile arabesk dünyasının iddialı sesi Gökhan Güney, sinemada bir güçbirliği kurmaya karar verdiklerini söylüyorlar. Bunun nasıl olacağını ise şöyle anlatıyorlar:
«Bu filmden hemen sonra Yaşam Film adına tekrar bir araya geleceğiz. Kamera karşısında çok iyi anlaşıyoruz.»

İki film setinden edindiğimiz izlenimler bunlar. Ancak, her iki filmde de olan tek şey var, batakhaneler, kadın tüccarları ve hayat kadınları.. Bakalım sinemada başlayan bu moda daha ne kadar sürecek?.(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...