Ana içeriğe atla

Hülya Koçyiğit'e Bir Alman

HÜLYA KOÇYİĞİT Fuar'dan sonra Almanya’nın yolunu tutacak. Ve, ilk iş olarak sünnet olacak bir Alman genci bulunacak. Sonra da Hülya Koçyiğit ve Alman genci kameranın karşısına geçirilip, «motor» denilecek.
Yukarıda yazdığımız işlem tabii ki gerçek bir sünnet öyküsü değil... Şerif Gören’in yazdığı ve yöneteceği «Sünnet» adlı filmde Hülya Koçyiğit bir Alman aktörü ile başrolleri paylaşacak. Türk - Alman ortak yapımı olarak gerçekleştirilmesi düşünülen filmin öyküsünü, şu sıralarda Kuşadası'nda dinlenen ve eşi Selim Soydan ile kızı Gülşah’la birlikte yazın tadını çıkaran Hülya Koçyiğit şöyle anlattı: «Almanya'ya çok küçük yaşlarda giderek tamamen Almanlaşan bir Türk işçi kızının öyküsü filmin ana teması. Yeminli tercüman olarak yaşamını kazanmakta olan kız, bir Alman genci ile sevişmektedir. Evlilik konusu gelip dayattığında kız ailesinin ve toplumun baskısı karşısında kalır. Evlenmeleri için Alman sevgilisinin sünnet olması gerekmektedir. Konu böylece gelişip gider... Biz bu filmde, Almanya’da doğup büyüyen veya çocukluk ve gençlik yıllarını orada yaşayan Türk çocuklarının ve gençlerinin sorunlarını yansıtmak amacındayız. Bu gençler ne Türk, ne de Alman kültürünü hazmedemeden büyüyüp, çevrelerine uyum sağlayamayan kişiler olarak yetişiyorlar... Bu sorunu bir film boyutları içersinde elimizden geldiğince işlemeye çalışacağız. Filmde yer yer dökümanter sahneler ve gerçek işçi tipleri de yer alacak.»
TV FİLMİ OLARAK ÇEKİLECEK
Hülya Koçyiğit, içinde bulunduğumuz günlerde eşi Selim Soydan ve kızı Gülşah'la birlikte Kuşadası'nda yaz tatilini geçiriyor ve bir yandan da önce Cihan Ünal'la Türkiye'de, sonra da Alman aktörle Almanya'da çevireceği film için güç toplamaya çalışıyor. 1981 yılında birbiri ardına iddialı filmler çeken «Gülşah Film»in sahibi Selim Soydan ise Türk - Alman ortak yapımının nasıl gerçekleşeceğini şöyle anlatıyor:
«Bir Co-Prodüksiyon için temasa geçtik. SDF (Batı Berlin Televizyonu) ile görüşme yaptık. Filmi, Türk- Alman ortak yapımı bir televizyon filmi olarak çekmek istiyoruz. Bu gerçekleşirse pek çok Avrupa ülkesi televizyonda filmimizi gösterecek ve biz de daha çok yurttaşımıza hitap edebilme olanağı bulacağız. Ancak tabii, filmin Türkiye'de yayın hakkı bize ait olacak.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...