Ana içeriğe atla

Orhan Gencebay Kararlı

Orhan Gencebay'la yapılan tüm röporta|iann değişmeyen ortak yanları vardır. Önceden belirlenen röportajın konusu ne olursa olsun, mutlaka o konunun dışına çıkılır. Çeşitli konulardan söz edilir, laf lafı açar, sonunda ilginç bir konuda yoğunlaşır sohbet...
Nitekim bu röportajımızda da böyle oldu. Uzun bir sohbetten sonra ortaya İlginç bir konu çıktı. Biz sorularımızı sormaya hazırlanırken, Orhan Gencebay şöyle konuşuyordu:
«Uzun yıllardan bu yana gerçekleştirmeyi düşündüğüm büyük bir amacım var. Bir «Müzik Okulu» açacağım. Türk Müziği’ni en ince ayrıntılarına kadar sağlıklı bir şekilde öğretecek bu okul için, gerekirse tüm servetimi ortaya koyabilirim...»
Evet, Orhan Gencebay aynen bunları söylüyordu. Şimdi siz, eğer Orhan Gencebay'ın öğrencisi olmayı gerçekten cok istiyorsanız, bir süre beklemeniz gerekecek. Çünkü arabesk dünyasının bu ünlü ismi, biraz zamana ihtiyacı olduğunu söylüyor ve sürdürüyor konuşmasını:
«Bugün müzik öğreten mevcut müesseselerin belli bir görüşte eğitim yaptığını ve belli kurallardan ayrılmadıklarını görüyoruz. Hepsi belirli kalıplaşmış bir acıda kalıyorlar. Oysa benim açmayı düşündüğüm «Müzik Okulu»nda ner şeyden önce özgür bir çalışma ortamı olacaktır. Müzikte her tür yoruma açık bir eğitim sisteminin yer alacağı bu okul, müzik dünyamıza sayısız yetenekler kazandıracaktır. Bugün de binlerce yeteneğin olduğuna inanıyorum. Ancak bunların ortaya çıkması için gerekli olan ortam şu anda yok. İşte ben bu ortamı, açacağım «Müzik Okulu» ile sağlamış olacağım.»
Bu kez de sözü sahne olayına getiriyoruz. Orhan Gencebay, «Ortalıkta bu yıl İzmir Fuarı'nda sahneye çıkacağım söylentileri dolaşıyor. Çıkabilirim, ama bir şartla» diyor. O şartın ne olduğunu ise yine kendisi anlatıyor:

«Bu yıl sahneye çıkamam... Gelecek yıl belki çıkabilirim. Ancak bunun için bir şartım var. Bugün plak piyasasını allak bullak eden bir korsan kasetçilik sorunu var. Resmi Gazete'nin son sayısında «Telif Hakları» ile ilgili maddelere rastladık. Sanıyorum bu konu, çok yakın bir zamanda mecliste gündeme gelecektir. İşte benim sahneye çıkış şartım buradan kaynaklanıyor. Korsan kasetçilik sorunu çözülürse sahneye çıkmam... Yok eğer bu soruna bir çare getirilemezse, o zaman sahneye çıkmaktan başka hiçbir yolum kalmıyor... Dilerim bu sorun ciddi bir şekilde ele alınır, bizier de rahat ederiz.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...