Ana içeriğe atla

Sevda Karaca Hastanelik Oldu

Sevda Karaca Yavuz. Film hesabına çevrilen «Bağrımdaki Ateş» adlı filmin Soğukoluk'ta geçen bir olaydan esinlenerek, rejisör Orhan, Elmas tarafınan yazılan senaryosunda «Sevda» adlı bir hayat kadınını canlandırıyordu.
İlk günler çekimin havasına giren Karaca, filmin iyi olması için elinden geleni yapıyor, rejisör Elmas'ın bir dediğini iki etmiyordu. Her şey yolunda gidiyordu. Harici sahnelerin çekimi için Antalya, İzmir ve çevresine gidildiği zaman. Sevda Karaca da, değişen mekanla değişiverdi.
Önce her gün sete gelen ve seti izleyen uzatmalı nişanlısı Abdi Ülgen'le sık sık münakaşa etmeye başladılar. Neticede asabi yaradılışta olan Sevda Karaca film ekibine karşı yapmacık gülücüklerle mutlu gözükmek istiyordu. İzmir’de gerçek genelev sahnelerinin çekiminde olaylar patladı. Sevda Karaca rolüne kendini iyice adamıştı. Filmin cok iyi olması için tüm ekip elbirliğiyle çalışıyordu. Zaten senaryo hazırlanırken hikayenin Sevda Koraca üzerine kurulmuş olduğu hemen göze çarpıyordu.
İzmir’de genelev sahnelerinin gerçek mekanda çekileceği gün olaylar peşpeşe gelmeye başladı... Antalya'dan gelen uzatmalı nişanlı Olgen, ültimatomu çekmişti. Karaca ne yapacağını şaşırmıştı. Bir yanda evlilik hazırlığı içindeki nişanlısı, diğer yanda film. Kısacası iki ateş arasında kalmıştı.
Üstelik filmin yapımcısı Yavuz Işıklar, filmin sanatsal yönünün ağır basması için bir sürü engelleri aşmış, bir hayli pahalı bir prodüksiyonu gerçekleştirmişti.
Sevda Karaca, prodüktör Yavuz Işıklar'a İzmir'deki genelev sahnelerinin çekiminden önce; «Ruhi bit bunalım içindeyim, lütfen bana an layış gösterin. Çok zor durumda kaldım. Genelevin içindeki ve sokağındaki sahnelerimi senaryodan çıkaralım.» diyordu.
Yönetmen Orhan Elmas ile Yavuz Işıklar bu konuyu müzakere ederek Sevda Karaca’ya sert bir şekilde «Bu imkansız Sevda Hanım senaryoyu çekimden önce 3 kez okuyup beğenmiştiniz; Şimdi neden zorluk çıkarıyorsunuz?...» cevabını verdiler. Neticede basın mensupları genelevin dışına çıkarıldı ve bu sahneler rejisörün ve Sevda Ka raca'nın onayladığı biçimde çekildi. «Kesinlikle gecelik ve kombinezon giymem» diye tutturan Sevda Karaca kapalı bir elbise giyerek bu sahnelerin çekimini tamamladı.
Ekip İzmir'den tekrar İstanbul'a döndü. Aynı filmin çekimlerine İstanbul'da devam edilirken. Antalya’ya kadar gelen bazı asılsız haber ve dedikodular yüzünden Antalyalı nişanlısı Abdi Ülgen küplere biniyordu. Hırsını alamayınca da telefonla acele Sevda Karaca'yı arıyordu. Kavgalı-münakaşalı telefon görüşmeleri, asılsız dedikodulardan doğan can sıkıntısı ve bunalım, uzadıkça uzayan bir film olayı, Sevda Karaca'yı çıldırtmaya yetti.
Bir süre dinlenmeye ihtiyacı vardı yeniden toparlanabilmesi için...
Gözlerini hastanede açan sanatçı şimdi 15 gün daha tedavi altında tutulacak. Bu arada nişanlısının hastaneye kaldırıldığını duyan Abdi Ülgen acele İstanbul'a geldi ve hasta yatağındaki sevgilisine şu müjdeyi verdi:

«Çabuk iyileşmeye bak. En geç 3 ay içinde evleniyoruz..»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...