Ana içeriğe atla

Türkan Şoray'ın Bayan Ellie'si

Yediden yetmişe, şimdi herkes pazar akşamları ekran karşısına geçerek «Dallas» dizisini izliyor... JR.'ı, Sue Ellen'ı, Boby'i. Pamela'sı ve Bayan Ellie'i ile «Dallas» hepimizin yaşamına girdi. Artık sevilmeyen bir kişiden söz edilirken, «JR. gibi adam!..» deniliyor. Birbirleriyle çok iyi anlaşan bir çift ise şu tanımlamayla gösteriliyor, «Boby ile Pamela'ya benziyorlar...»
Türkan Şoray ile Nazan Şoray da milyonlarca televizyon izleyicisi gibi «Dallas» dizisinin bir bölümünü bile kaçırmadan izliyorlar. Onlar da annelerine bu dizinin kahramanlarından birisinin adıyla sesleniyorlar. Bugüne kadar herkes tarafından «Meloş» olarak tanınan Meliha Şoray'ın yeni adı, «Bayan Ellie»...
Bakın bizim yerli «Bayan Ellie» neler anlatıyor:
«Kızlarımın her ikisi ile de övünüyorum. Onları mutlu görmek, beni de mutlu ediyor. Bana 'Bayan Ellie' diye sesleniyorlar. Ne yalan söyleyeyim, oldukça hoşuma gidiyor. 'Meloş'tan sonra, şimdi de 'Bayan Ellie' adını aldım. Sevilmek güzel şey doğrusu...»
Anne Şoray mutlu, Nazan Şoray mutlu ve Türkan Şoray da mutlu.. Ancak bu sacayağının üzerine bir mutsuzluk gölgesi düşüyor. Nazar Şoray'ın sevgisi, Türkan Şoray'ın parası ve anne Şoray'ın kahkahası bu mutsuzluk gölgesini yok etmeye şimdilik yetmiyor. Yok edilemeyen mutsuzluğu Nazan Şoray anlatıyor:
«Annem bir süre önce ameliyat oldu ve bir göğsü alındı. Bu olay hepimizi çok üzdü. Onun iyi olması için gereken her şeyi yapmaya hazırım...»
Şu anda gerçek şu: Şoray kardeşlerin canlarından çok sevdikleri anneleri «Meloşsun hastalığı, doktorların açıklamalarına göre «Göğüs kanseri»... Nazan Şoray şu günlerde hazırlık yapıyor. Önümüzdeki günlerde annesini alarak Amerika'ya gidecek ve orada tedavi ettirecek. Nazan Şoray'ın yanında Türkan Şoray da çok telaşlı... O da maddi konuda ne gerekirse yapacağını söylüyor.
Şimdilik Şoray üçlüsü, birbirini teselli ediyorlar. Ancak hiçbirisi de umutsuz, ya da mutsuz değil. Her şeyin ötesinde mutluluğun sihrine inandığını söyleyen «Bayan Ellie», ya da öteki adıyla «Meloş», bakın bu konuda neler anlatıyor:
«Çok yakın bir gelecekte eski sağlığıma kavuşacağıma inanıyorum. Bu benim için problem değil zaten... Asıl güzel olan, kızlarımın mutlu olmasını görmek. İkisi de pırlanta gibidir. Bir annenin kızlarını mutlu görmesinden daha güzel ne vardır ki.. Benim en etkili ilacım, mutluluk olsa gerek...»

İşte Meliha Şoray'ın söyledikleri...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Zavallı Oya Hep Yatakta

Oya Aydoğan 'ın sinemadaki çizgisi bellidir... Çevirdiği her filmde mutlaka dişiliğini şöyle ya da böyle gösterir ya da göstertirler... İşte, Berhan Şimşek’le birlikte oynadığı son filmi olan “Zavallılar”da da, Oya Aydoğan bir türlü yataktan çıkamadı. Çeşil çeşit zavallılık vardır... İnsan, açlıktan zavallıdır, çaresizlikten zavallıdır, işsizlikten, parasızlıktan, kimsesizlikten zavallıdır... Fakat bizim bilmediğimiz bir başka zavallılık türü daha varmış... Aşk zavallısı... Bunu nerede mi teşhis ettik? Hemen söyleyelim, Oya Aydoğan'ın son çevirdiği filmin setinde... Yapımcı Kemal Dilbaz adına, yönetmen Ümit Efekan tarafından çekilen ve “Zavallılar” ismini taşıyan filmde, Oya Aydoğan, köyden şehre gelip, büyük kentin çarkları arasında kaybolan ve kaderin acımasızlığına karşı koyamayıp, hayalleri yok olan ve sonunda da onun bunun elinde oyuncak olan bir genç kızı canlandırıyor. Bu filmde Oya Aydoğan, yukarıda söylediğimiz gibi tam bir aşk zavallısı... Mekanı ise çoğu ...