Ana içeriğe atla

Hatice, Çiçek Açtı

Televizyonda Üç İstanbul” dizisinin yankıları bitmeden yayına giren “Küçük Ağa” dizisi son yıllardaki bütün yerli yapımları unutturdu. Güçlü oyuncuların oluşturduğu zengin kadro, çekim ve yönetim yediden yetmişe herkesin hayranlığını toplarken dizide rol alan sanatçılar da dördüncü bölümün yayınlandığı şu günlerden itibaren parsayı toplamaya başladılar. Bir başka deyişle televizyonun sihirli değneği zaten şöhretli olan oyuncuların şöhretlerini daha bir parlattı. Fikret Hakan, Çetin Tekindor, Erol Taş, Kadir Savun, Yusuf Sezgin, Eşref Kolçak, Kenan Pars, Ahmet Mekin, Süleyman Turan, Rena Yurdakul,Turgut Özatay gibi Türk tiyatrosunun ve de sinemanın güçlü karakter oyuncuları sanatlarında zirveye çıkarken zirveyi arayanlara da büyük bir fırsat tanıdı TRT. Üstelik bu fırsatlar öyle dizinin başından sonuna kadar oynamakla değil şöyle bir görünmekle bile geçti genç yıldızların eline. İşte bunlardan biri de Yüzbaşı Nazım’ın sevgilisi Hatice rolünü oynayan Bahar Öztan. Kameralarla manken-fotomodel olarak tanışan 21 yaşındaki Bahar Öztan bu güne kadar 12 filmde başrol ve ikinci kadın rolünü oynamasına rağmen ekranda görünene kadar şöhret diliminden hissesini hak ettiğince alamamıştı. Ama Küçük Ağa’nın ikinci bölümünde iki dakika görününce herkes "Kim bu güzel kız” diye Bahar Öztan'ı konuşmaya başladı. Tıpkı Emine rolünü oynayan eski Türkiye güzeli Aydan Şener gibi... Bahar Öztan'ı birçok reklam filminden ve sinemada izlemişti ekran düşkünleri ama şimdi herkes onu, “Hatice” olarak tanıdı. Böyle tanınmaktan çok mutlu olan Bahar Öztan'da tam mevsiminde açıldı ekranın yeni şöhret çiçeği olarak...
EKRANDAKİ AŞK ASLINDA GERÇEK
100 milyon liraya mal olan İstiklal Savaşımızın destanı "Küçük Ağa”da yaşanılan aşklar dizinin sevecen bölümlerini oluştururken bu aşkın kahramanları başroldeki oyunculardan daha büyük ilgi görüyor, örneğin “Çolak Salih” tipiyle usta sanatım bir kez daha konuşturan Fikret Hakan'dan “Küçük Ağa" tipiyle başarı zincirine bir halka daha ekleyen Çetin Tekindor'dan çok halk, Yüzbaşı Nazım ile Hatice’yi konuşuyor. Neden mi? Yazımızın başında dediğimiz gibi dizinin aşk bölümlerini yaşattıkları için. Yüzbaşı Nazım rolüyle Yusuf Sezgin ve sevgilisi rolündeki Bahar Öztan dizinin dördüncüsünün yayınlanmasına rağmen hâlâ oyuncu olarak etkinliklerini gösteremediler ama gerçek hayatta sevgili olarak adlarından söz ettirmesini biliyorlar. Küçük Ağa’nın çekiminden beri aşk yaşayan fakat ilişkilerini mesleki zarar görmemek için fazla su yüzüne çıkarmayan Bahar Öztan ile Yusuf Sezgin şimdi artık saklanmıyorlar. Çünkü ekranın sihirli değneği yeterince güçlendirdi onları. Ve şimdi hem aşkta hem de işte kazanıyorlar...

Yeşilçam’a uyguladığı sanat politikasıyla soyunan kadın tipinden çok masum genç kız tipine kadar her rolün başarıyla üstesinden gelen Bahar Öztan, televizyonun getirdiği şansla da bundan böyle fırsatları daha bilinçli değerlendirerek zirveye oynayacağını belirtiyor. Eh, yanında Yusuf Sezgin gibi hem sevgili, hem de yılların tecrübeli aktörü olduktan sonra zirveyi bulması pek uzun sürmez sanırız...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...