Önce, bir telefon
konuşması yapmıştık, Hülya Koçyiğit'le... Ve o konuşmanın
sonucunda da, fotoğrafların çekileceği günü kararlaştırmışuk.
Her şey düzenlendiği gibi oldu ve Koç yiğit'in resimleri
çekildi. Ancak, iki gün sonra Melek Koçviğit, Hülya'nın ülser
olduğunu ve doktorların kati tavsiyesine uyarak istirahat ettiğini
bildiriyordu.
Gerçekten de
Maçkada'ki evlerinin penceresinden dalgın dalgın Boğazı seyreden
Hülya, bütün iviniyetli düşüncelere rağmen, iki gün
öncesinin, Hülya'sından çok farklıydı. Hastalık, başlangıçta
olduğu halde gözle görülür bir tahribat yapmıştı, güzel
yıldızda. Bir süre, işlerinin geri kaldığından bahsetti...
Sonra:
- Benim gibi hareketi
seven bir insanın,yatakta yatmak mecburiyetinde olması çok kötü,
dedi.
-Daha önceleri
bilmiyor muydunuz? Ülser olduğunuzu?
Kaşlarını havaya
kaldırarak:
- Yooo, hayır, dedi...
Hiç aklıma bile gelmemişti bu Zaman zaman mide ağrıları
çekiyordum ama, ülser olabileceğimi tahmin etmemiştim.
- Bundan böyle perhiz
yapacak mısınız ?
- İster istemez
yapacağım tabii. Zaten kaç gündür, muhallebi çocuklarına
döndüm. Hep sütten yapılmış şeyler yiyorum.
- Sigara, içki...
- Hele onlar katiyyen yasak. Günde sadece 3-4 sigara içmeme müsaade ediyorlar.
Çalışmaya ne zaman
başlıyacaksmız. ?
- Doktorlara soracak olursanız, bir ay dinlenmem lazım. Hemde hastahanede. Fakat benim aylar öncesinden imzalanmış mukavelelerim var. Onları mutlak surette yerine getirmeliyim.
- Yeni bir yorgunluk hastalığın nüksetmesine sebep olmaz mı?
Ellerini iki yanma
açarak...
- Ne yapalım, dedi. Mümkün olduğu kadar az yorulmaya çalışacağım. Aslını ararsanız, ülser için en büyük düşman, yorgunluk ve sinir bozukluğu. Buna rağmen ben yine film çevirmeğe devam edeceğim...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder