Ana içeriğe atla

Ajda İğfal Edildi

Ajda bugüne kadar çok aşık oldu. Birkaç kez nişanlandı, hatta yıldırım nikahıyla evlenip yıldırım hızıyla boşandı bile. Ve şarkılarında yansıtmak istediği ''Bir Günah Gibi" romantik ilişkiler kurdu son yıllarda. Ama birkaç haftadan beri İstanbul sosyetesini ayağa kaldıran son aşkı kadar hiçbir ilişkisinden böylesine tepki görmedi. Çünkü kısa süre önce meslektaşımız Yalçın Pekşen'in Cumhuriyet'te yaptığı dizi röportajda Ajda Pekkan erkeklerin kendisini anlamadığından ve bu yüzden son zamanlarda büyük yalnızlık çektiğinden serzenişte bulunup sözü aradığı tipe şöyle getirmişti.
Bana öyle adam lazım ki, vahşi bir hayvan gibi olacak ama ehlileşmiş olacak. Erkeğin çok acayip akıllı olması lazım. Beni kafamdan iğfal etmesi lazım”.
Önce yazdı basında sonra kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu samimi itiraftan kısa bir süre sonra Ajda kendisini kafasından ıgfal edebilen bir başka deyişle ilgisini çekip aşık olabileceği bir erkeği bulunca yine günün kadını oluverdi. 42 yaşındaki sanayici Ali Bars'la kurdugu beraberlikten son derece heyecan duyan Ajda Pekkan'ı inşallah bu aşkı da yurt dışına kaçırtacak romantikliğe kaptırmaz.
İŞTE SON SEVGİLİSİ
Ayaklarını yerden kesecek romantizmi yaşatmadan önce son derece temiz Türkçesi, kültürü ve de ithalat-ihracat işleriyle yüklü iş potansiyeli ise süperstarımızın kalbine giren Ali Bars iki yıl öncesine kadar evli olan oldukça havalı bir işadamı. Emrinde çalıştırdığı yüze yakın personeline göre dört dörtlük bir patron, aynı zamanda iş arkadaşı olan Ali Bars’la Ajda Pekkan'ın karşılaşması ortak dostlarının çabası ile gerçekleşmiş.
Önce Çocuk Sağlığı Derneğinin üyelerinden ablası Aysel Ergün’le arkadaş olan Ajda Pekkan şimdi renkli İstanbul gecelerinde yeni aşkını doyasıya yaşıyor. Hiç kimseden gizlenmemesine rağmen garip bir tesadüf olsa gerek şimdiye kadar hiçbir gazeteciye yakalanmadı güzel şarkıcı... Ama bundan sonra yeni aşkı Ali Bars'la bir başka basın organında fotoğrafını görebilirsiniz. Çünkü Ajda kafasını iğfal edebilecek erkeği bulmaktan çok mutlu görünüyor...
MÜSTAKBEL GÖRÜMCE YAKIN MARKAJDA
Çeşitli vakıflardaki "onur üye''liğiyle İstanbul sosyetesinin himaye ettiği bir sanatçı olan Ajda Pekkan son aşkını tanımadan önce de ablası Aysel Ergün'ü tanıdı. Şimdi de müstakbel görümce Aysel Ergün süperstar'a öylesine içtenlik gösteriyor ki katıldıkları cemiyet toplantılarında yanından bir saniye olsun ayrılmıyor. Pekkan haftanın sakin görünen ilk günlerinde de yeni aşkıyla gece kulüplerini ve sosyetik lokalleri renklendiriyor.
SEVGİLİLERİ HEP SOSYETEDEN OLDU
Ajda Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı dizi röportajda hep çevresindeki erkeklerin kendisini aşırı saygı hürmet göstermelerile çıldırttığını dile getirmişti. Ne garip bir çelişki ki bugüne kadar evlilik yapmayı bile düşündüğü erkeklerin hepsi İstanbul sosyetesinden son derece kibar saygılı ve de zengindi. Her şeyden önce talip olduğu erkeğe saygının, asilliğin karşılığını aldı bugüne değin. Ama 40 yaşına girerken ruhu değişmiş olsa gerek ki zenginlik şartı değişmeksizin bir erkekte aradığı niteliklerle yepyeni bir kişilik yansıtıyor Pekkan...
KAPI KOMŞUSU İDİ BOŞANDI SEVGİLİSİ OLDU

Duyanın aklına ilk anda fesat düşünceler gelebilir, ama şunu baştan söylemek gerekir ki Ajda Pekkan komşusunu ayartıp aşk yaşayacak kadar basit mücadele verecek yapıda bir kadın değil. Ama garip bir tesadüf son sevgilisi Ali Bars. Ajda Pekkan'ın oturduğu yalıda daire komşusu. İki yıl öncesine kadar evli olarak tanıdığı komşusu Ali Bars'ı şimdi yakışıklı bir dul olarak kalbine alan Ajda Pekkan’ın bu ilişkisi nasıl sonuçlanır bilinmez. Çünkü Ajda Pekkan bu. İstanbul rüzgarı gibi değişiverir bir anda. Zaten bu güne kadar yaşadığı aşkları da hep sanat ve de sanatından kaynaklanan para aşkının ağır basması yüzünden bitirmedi mi?..(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...