Sanat
dünyasında birçok ünlü kardeş gördük. Yabancı ve yerli
kardeş ünlüler arasında Şoray kardeşlerin yeri ise bambaşkadır.
Birbirine tarifsiz kuvvetle bağlı olan iki kardeş en zor
günlerinde sıkıntıları, üzüntüleri birlikte göğüslerken en
mutlu günlerinde de yaşadıkları mutluluğa ortak olurlar. Ancak
bu güzel bağlılığın tek üzüntülü örneği Türkan Şoray
ile Cihan Ünal’ın herkesten gizli evlenirken tek bilen kişi
olarak Nazan Şoray’ın nikahta bulunamayışında yaşanmıştı.
Dikkat çekmemek ve nikahın gizliliğini bozmamak için gazinoda
programlarını her zamanki süksesiyle sürdüren Nazan Şoray nikah
günü gidemediği için içinin kan ağladığını daha sonradan
itiraf etmişti. Bu üzüntülü olayı unutturan mutluluk ise 5 Ocak
Perşembe günü yeni yaşına giren Nazan Şoray’a sürpriz baskın
yapan Türkan Şoray’ın İstanbul’a gelişiyle yaşandı.
Kızkardeşine elinde pastası ve çiçeğiyle gelen Türkan Şoray
dakikalarca sarılarak öpmeye doyamadan kutlarken Nazan Şoray
mutluluktan hastalığını bile unutuverdi. Birlikte yeni yaşının
mumunu söndüren Şoray kardeşler şampanya patlatarak içlerindeki
coşkunluğu taşırdı sonrası kardeşine dönerek “Canım
kardeşim, kim ne derse desin, hayatımıza kimler girerse girsin
bizi kimse ayıramayacak. En zor günlerimizde olduğu gibi en mutlu
günlerimizde de bundan sonra birarada olacağız. Biricik annemizin
üstüne yemin ediyorum.” Ve bu yemin şöyle karşılık buldu:
“Ben de...”...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...

Yorumlar
Yorum Gönder