Ana içeriğe atla

Bir Jön Aranıyor

Amerika ve İsrail konserlerinden sonra Almanya’ya dönen Bülent Ersoy geçtiğimiz hafta yaptığı bir film anlaşması Almanya’da yasal yollarla kabul edilen bir Türk işçisi oldu. Kadın olduktan sonra ilk filmini çevirmeye hazırlanan Bülent Ersoy’un şimdi tek sıkıntısı istediği gibi bir jön bulunamaması...
Bir yanda hasret, kendi kanından olan insana susamışlık ve uğrunda gözyaşı döktürsede yine ''Vatanım" diye bağrına taş bastığı topraklar...
Öte yanda şan, şöhret, maddi manevi çok büyük özverilerde bulunarak yaşadığı sanatı ve sanatına akıtılan milyonlarca liralar...
Kısaca bir yanda acı, üzüntü, yüreğinidelen kahır, öte yanda sahte kahkahalar, geçici neşeler, mutluluklar ve refah...
İşte Bülent Ersoy Türkiye’den üç ayı aşkın süredir uzak kaldığı sürece bu duygular içinde yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak...
Amerika, İsrail konserlerinden sonra Almanya’ya geçen Bülent Ersoy’a ardı gelmeyen konser teklifleri ile sanatçı kişiliğinin en renkli ve de hareketli günlerini yaşarken öte yanda vatan hasretiyle yanıp tutuşuyor, önüne serilen milyonlarla o büyük refah içinde yaşasa da, Türkiye’ye döviz kazandırmaktan büyük gurur duysa da yine içi hasretle yanıp tutuşuyor...
Bu hasret üç ay daha sürecek üstelik. Çünkü hayatının ikinci yarısında ilk büyük anlaşmasını imzaladı Bülent Ersoy. Almanya’nın video kralı olarak tanınan Türkkan Video ve Gençlik gazetesinin sahibi Türk işadamı Sabri Demirdöğen'in cazip teklifine “Hayır” diyemeyen Bülent Ersoy beş filmlik anlaşma yaptı. Aldığı astronomik ücreti açıklamayan Ersoy sadece Türkiye’ye en büyük dövizi kazandıran sanatçı olacağını ilan etmekle yetindi. İkisi 35 mm’lik normal üçü video olmak üzere beş filmlik anlaşma yapan Bülent Ersoy bu çalışmayı 1984 yılı sonuna kadar bitirecek...
Haziran ayına kadar video filmlerini çekecek olan Bülent Ersoy yaptığı anlaşmada filmin konusunu, rol arkadaşını, yönetmenini, filmin çekileceği yerleri ve müziğini kendisinin seçmesi şartlarını kabul ettirdi. Geçtiğimiz hafta Istanbul'dan Frankfurt’a giden yönetmen Remzi Jöntürk ile ön çalışmalara başlayacak olan Bülent Ersoy şimdi kadınlık ameliyatından sonra ilk kez kamera karşısına geçmenin heyecanıyla avunuyor.
Kadın olduktan sonra Türkiye’de ''Ben Bir Kadınım" adıyla Erler Film Şirketi’ne film çevirmeye hazırlanırken polis tarafından sahneye çıkması ve film çevirmesi yasaklanan Bülent Ersoy nihayet Almanya’da bu hayalini gerçekleştirecek. Ne var ki şimdiden çekilen jön sıkıntısı Bülent Ersoy’u kara kara düşündürüyor. Çünkü yaptığı zaman en iyisini yapmaya çabalayan sanatçı çekeceği filmlerde de erkek olarak iyi bir tiple kamera karşısına geçmeyi arzuluyor.
ÜÇ BÜYÜKLERDEN HAYIR...
Bülent Ersoy’la video ve normal sinema filmi çekmek üzere teklif yapılan Tarık Akan ve Kadir İnanır’ın nazikçe ret ettikleri Yeşilçam çevrelerinde konuşulurken üç büyüklerden sonra gelen aktörleri de Bülent Ersoy'un beğenmediği vurgulanıyor.
Henüz senaryo üzerinde duran Bülent Ersoy ise çekilen jön sıkıntısına şöyle bir açıklama getiriyor;
Almanya’daki vatandaşlarımızın seyredeceği filmler Türkiye’de nasıl film çevirdiysem öyle hazırlanacak. Şartlar ortada. Eğer istediğim jön bulunamadığı takdirde bu anlaşma suya düşer. Ama önemli olan erkek oyuncu değil nasıl olsa. Gerekirse tek başıma bile çevirebilirim filmi.”
Haziran ayı sonuna kadar Almanya’da kalacak olan Bülent Ersoy’un Türkiye hasretiyle yanıp tutuştuğunu bir kez daha söylemekte yarar var. Bu hasret öyle bir hasret ki dünyayı yerinden oynatacak filmi çevirse, konser verse de dinmeyecek hiç bir zaman... Boşuna söylenmemiş

‘‘Bülbülü altın kafese koymuşlar ya vatanım demiş” sözü...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...