Ana içeriğe atla

Türk Bayrağını Sahne Süsü Yaptı

Bugüne değin çeşit çeşit skandallerle adından söz ettirerek sözüm ona şöhret olan Güngör Bayrak çıktığı gazinonun ilk galasında kimin yaptırdığı belli olmayan çiçeklerden yapılmış Türk Bayrağı önünde yarı çıplak, şarkı söyledi...
TÜRK BAYRAĞINI SAHNE SÜSÜ YAPTI...
İnsanoğlunun hamurunda gariplikler varsa köprü altında da aynıdır, parlamentoda da, sahnede de.. Bu yaratıklar sırf isminden bahsedilsin diye garipliklerini skandala dönüştürmekten çekinmedikleri gibi, yüzleri de kızarmaz, tam aksine daha da ileri boyutlara ulaştırırlar...
Belki skandalları bir ölçüde hoş görüyle karşılanır, geçici de olsa ayıplanır ama, iş milli değerlere, hele hele koca bir ulusu temsil eden, uğruna nice şehitler veren bayrak, bizim bayrağımız, yani Türk Bayrağına saygısızlık olunca sorgusuz sualsiz "Dur” denir. Bu işin hesabı sorulur...
Sahnelerde Güngör Bayrak denen bir kadın var. Adıyla skandal kelimesi eşdeğerdedir. Sanatı nedir? Şarkı söylemeye, film çevirmeye çalışır... Tabii başka bir sanatı da var... Skandal yaratmak... Ne ile olursa olsun, hangi şartlarda bulunursa bulunsun amacına ulaşmak için her yolu geçerli sayar... Bugüne kadar yarattığı bu skandallar sürekli gazete sütunlarına yansımış ve bunların sayesinde gazino piyasasında iş bulur hale gelmiştir...
Fakat geçen akşam yeni programın gala gecesinde bu kadının yaptığını görenler kanları çekilmiş gibi oldular... Kafası dumanlı da olsa, alkolün dozunu da aşsa içlerinden "yuh” çekmek geldi...
Açık elbiseler giyip, et sergileyen Güngör Bayrak bütün bunları reklam için yaptı ama soyadına bağladığı Türk Bayrağını sahne süsü diye kullanınca kendisini seyredenlerin nefretini kazandı...
Güngör Bayrak güya bir hayranı tarafından kendisine gönderilen çiçeklerden yapılmış Türk Bayrağını sahneye getirdi ve onun önünde seksiliğini ortaya sergileyerek şarkı söylemeye çalıştı...
Bu tablo o gece öylesine çirkindi ki, herkesin bir anda allak-bullak olmasına neden oldu... Yani Türk milletini temsil eden, dalma başların üstünde olan ve şehit kanlarından rengini alan bayrağımız Güngör Bayrak denen hatunun sahne süsü olmuştu...
Bunun adına düpedüz küstahlık denir... Lafımız sana Güngör Bayrak... Annen ve baban o sahne süsü olarak kullandığın kavramın ne olduğunu çok iyi bilirler... Onun içindir ki size ulusal değeri soyadı olarak aldılar. Ama sen çiçekten de yapılmış olsa sırf espri olsun diye önünde çıplak şarkı söylerken bayrağımızı arkanda sahne süsü yapamazsın... Milli değeri çiğneyemezsin... Kimse sana onu çiğnetmez...

Bir gecelik bunu yaptın ama sana ''Dur'' diyen yaptığın şeyin terbiyesizlik olduğunu kafana vura vura anlatan daha pek çok kişi çıkacaktır... Bundan zerre kadar şüphen olmasın...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...