Ana içeriğe atla

2. Babalık Davası

Perihan Savaş, Tatlıses’ten kopma mücadelesini verirken bir yandan da kızının geleceğini garanti altına alabilmek için çapkın türkücünün yakasını bırakmıyor. Tatlıses’in kızı Melek’i nüfusuma aldım diye yalan söylediğini ve bu yüzden babalık davası açacağını söyleyen Perihan Savaş adeta burnundan soluyor.
Yeter artık! Bin bir kere kanerım... Yaptığı düpedüz terbiyesizlik. En son Bursa’ya gitmeden önce söz verdi. Dönüşünde kızın nüfus kâğıdını çıkartacaktı. Ama Bursa’dan döndü ve bir süre yine gönlünü eğlendirip Almanya turnesine çıktı. Şimdi de Almanya dönüşüne söz verdi. Ama onun nasıl söz verdiğini anladım. Artık mahkemeye verme zamanı geldi. Kızımın babasıdır dedim daha fazla rezil olmasını istemedim ama şimdi babalık davasından sonra her istediğimi yapmaya mecbur. Dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim...” İbrahim Tatlıses’ten ayrıldığını açıkladıktan sonra film piyayasına nasıl dönüş yapacağını sormak üzere konuştuğumuz Perihan Savaş'ın söz çapkın türkücüye geldigi zaman böylesine isyan doluydu söyledikleri... Hele hele nüfus kâğıdını henüz çıkarmadığını söylediği zaman daha bir şaşırdık. Çünkü bir haftalık gazeteye kızıyla çektirdiği son fotoğrafların birinde eline nüfus kâğıdını alarak Melek'i soyadına geçirdiğini açıklayan Tatlıses, halkın gözünde yine sempati ve saygı toplamasını bilmişti. Ama onun Perihan Savaş ve o gazete muhabiri yanında söylediği büyük yalanı aylar sonra güzel yıldız ağzından kaçırıverdi. Daha doğrusu ağzından kaçırmadı adeta öfke ile kustu. İki hafta önce herkesin Tatlıses'ten para istediğini ve çapkın türkücünün bu yüzden durmaksızın çalıştığını yazmıştın. Her ay 500.000 lira para isteyen Perihan Savaş ise şimdi paradan önce kızının özürlü bir çocuk olarak büyümemesi için nüfus kâğıdının çıkmasını istiyor. Tatlıses’e tanıdığı sürenin dolması üzerine mahkemeye vereceğini söyleyen Perihan Savaş eğer dediklerini yaparsa Tatlıses’in başına ikinci babalık davasını açacak... Daha önceden Ankara'da daha şöhret olmadığı yıllarda pavyonda çalışan Sema adlı bir şantözden çocuğu olduğu iddia edilen İbrahim Tatlıses şöhret olduktan sonra açılan babalık davasıyla nafaka ödemeye başlamıştı. Şimdi Perihan Savaş'ın açacağı babalık davası ihmalkârlığının bir bedeli olacak. Çünkü, bütün kamuoyu önünde kabul ettiği çocuğu mahkeme önünde inkâr edecek hali yok. Muhtemelen yine bir çocuk davası yüzünden mahkemeye çıkacak olan İbrahim Tatlıses'in vay haline. Eğer çapkınlığında tam yol giderse sahneden kazandığını çoluk çocuğa yetiştirmekten iğne ipleğe dönecek. İlk karısının açtığı nafaka davası, pavyon artisti Sema Tatlı’nın açtığı babalık davası derken şimdi de Perihan Savaş'ın aynı yolda gitmesi inşallah son sevgilisi Derya Tuna’ya örnek olmaz. Yoksa çapkın türkücünün ayran gönlü yüzünden cebi de ayranlaşacak...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....