Ana içeriğe atla

Ayıp Ettin Nükhet

Yeni yılda yeni umutlarla atağa kalkmaya hazırlanan Seyyal Taner “Sokak Kızı Irma” müzikalini ne yazıkki yapamıyor. Çünkü müzikali gerçekleştirecek olan USG son anda rolü Taner’den alıp Nükhet Duru’ya verdi. Bu kararı Almanya gezisi sırasında öğrenen Seyyal Taner de Münih’ten eski arkadaşına sadece bir çift laf etti...
Yıllar öncesine dayanan bir dostluğa daha gölge düştü. Aslında aynı meslek sahasında adeta arenaya çıkmış boğalar gibi yaşamak için dövüşen sanatçıların dostluğu ne derece güçlüdür şüphe edilir ama, bildiğimiz kadarıyla dost görünen sanatçılar arasında idi Seyyal Taner ile Nükhet Duru.
Şimdi bu iki sanatçı artık dost değil. Çünkü Almanya gezisinde bulunan Seyyal Taner, Nükhet Duru hakkında hiç mi hiç iyi konuşmuyor. Nedeni ise çok basit. Kendisi için hazırlanan büyük bir müzikalin başrolünü neden kabul etti diye suçluyor Duru’yu. Haklı mı haksız mı bilemeyiz ama önce siz kulak verin Seyyal Taner’in söylediklerine sonra da söylediği bir çift sözün haklılığını tartışın isterseniz...
Bugüne kadar halkı ve gençliği müzikhole taşımak, daha ucuz müzikal eğlence yaşatabilmek düşleriyle yaşıyordum. USG ile ortak bir Rock-Opera tarzı olay düşünürken bana “Sokak Kızı İrma” müzikalinin başrolünü teklif ettiler. Rol benim için biçilmiş kaftandı. Düşünmeksizin kabul ettim. Ve ön çalışmalar başladı. Ben de müzikalin kostüm araştırması ve aksesuar alışverişi için Almanya gezisine çıktım. Sonra bir de duydum ki rolü benden alıp Nükhet Duru’ya vermişler. Bütün bu olay ben yokken olduğuna göre Nükhet Duru eski bir arkadaşım olarak nasıl kabul eder. Daha önünde gerçekleştiremediği “Carmen” müzikali var. Bu bana yapılmazdı. Söyleyecek tek lafım var. Nükhet büyük ayıp yaptı...”
Seyyal Taner’in Münih’ten yolladığı bu açıklama sırasında Nükhet Duru harıl harıl yeni gece kulübü çalışmasına hazırlanıyordu. “Carmen” müzikalini beklerken gece kulüplerine ani bir dönüş yapan ve “Pembe ve Siyah” adlı yeni showunu sergileyen Nükhet Duru’ya biz sormadan olayın bir başka cephesine açıklık aldık;
Biliyormusunuz, “Sokak Kızı İrma”yı da ben oynayacağım. Hem Carmen hem İrma çok yoracak beni ama bu yıl büyük olaylar patlatacağım. Bir ay kadar sürecek olan bu kulüp çalışmalan sırasında önce “Sokak Kızı İrma” hazırlanacak sanırım...”
Seyyal Taner’in “İrma” olacağını bilmediğini söyleyen Nükhet Duru Paris dönüşü kendisine teklif yapıldığı zaman uzun uzun düşündüğünü sonra kabul ettiğini belirtirken müzikallerin yapımcısı USG yetkilileri olayı şöyle yorumladılar:
1984 yılı içinde iki büyük müzikal projemiz var. Bunlardan Carmen’i Nükhet Duru’nun oynayacağı kesindi. “Sokak Kızı İrma” için önce Seyyal Taner’i düşündük, ama sonra ön çalışmalara başladığımızda “İrma”nın Taner’e bir numara büyük geldiğini gördük ve teklifi Nükhet Duru’ya ilettik o da kabul etti. Mesele budur...”
Hevesi kursağında kaldı...
Seyyal Taner yıllardır bir Rock- Opera’nın başrol düşünü yaşıyordu. Ardından Uluslararası Sanat Gösterileri şirketinden Sokak Kızı İrma müzikali için teklif alınca ayakları yerden kesiliverdi. Hatta kostüm araştırması için Almanya’ya gitti. Ama onun gidişiyle Sokak Kızı İrma rolü de Nükhet Duru’ya gidiverdi. Haberi yeni duyan Seyyal Taner müzikali yapacak şirkete değil sadece Nükhet Duru’ya kızıyor şimdi...
Sırada Carmen var...
Paris’ten oynayacağı Carmen müzikalinin kostümleriyle birlikte dönen Nükhet Duru’nun ani bir kararla Lalezar Gece Kulübü’ne çıkması projelerinin suya düştüğüne yorumlanmıştı. Oysa Nükhet Duru gece kulübüne sahneye olan özlemini gidermek için çıktığını bundan sonra yalnız Carmen müzikalini değil "Sokak Kızı İrma"yı da tek başına oynayacağını açıklayarak 1984 yılının Nükhet Duru yılı olduğunu ilan etti...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...