Ana içeriğe atla

Bu Kadın 30 Milyona Yaratıldı

Ünlü Fransız yönetmen Roger Vadim'in Birgitte Bardoy'u yeniden yarattığı gibi gazinocular kralı Aslan da dünün üverter ses yıldızı Harika Avcı'yı bir yıl içinde adeta yeniden yarattı.Son olarak bir yıl kadar önce İstanbul'da asaltı şarkıcısı olarak sahneye çıkan Harika Avcı aylarca süren hazırlık döneminden sonra 15 Aralık gecesi İstanbul'da Maksim sahnesinde ilk sınavını verdi.Bir yıl boyunca yevmiyesi en az 150.000 liradan 100 gecelik garanti gazino çalışmasını red ederek 15 milyonluk serveti assolist olmak için geri tepe Harika Avcı bu süre zarfında 15 milyon lira harcayarak ve harcatarak adını neonların üstüne yazdırdı. Dile kolay gelebilir ama kolay kolay harcanacak bir para olmayan 30 milyon lira civarındaki para çiçeği burnunda assolist Harika Avcı için şöyle harcandı; Fiziki güzelliğini her zaman ön planda tutan Harika Avcı’nın dört ay önce İtalya’da geçirdiği göğüs ameliyatı sonunda istediği güzellik için 4,5 milyon Türk Lirası harcandı. Modacı Yıldırım Mayruk’a diktirdiği dört tuvalet için 2 milyon, yeni baştan dekore edilen Maksim Gazinosu dekorasyonu ve sos düzeni için 2 milyon, sahneye çıkarken takacağı mücevherler ve aksesuarlar, için 2,5 milyon ve günlerce süren gazete ilanları fotoğraf çekimleri İçin 4 milyon lira olmak üzere, toplam 30 milyon Türk Lirasına sanat yaşamında ikinci kez yaratıldı Harika Avcı. Assolistliğin hakkını vermek için daha çok milyonlar harcamaktan kaçınmayacağını söyleyen Harika Avcı'nın su gibi para harcadığına bakılırsa güvendiği dağlar olsa gerek değil mi?
HİÇ KİMSE HEDEFİM DEĞİL”
Harika Avcı'nın assolist olarak Maksim Gazinosu'nda sahneye çıkacağı Fahrettin Aslan tarafından açıklandıktan sonra birbirinden değişik söylentilere hedef oldu. Sahne kostümlerinin şıklığına gösterdiği titizlikle Gönül Yazar ve Ajda Pekkan'ı taklit ettiğinden tutun da, onu alaturka assolistlerden farklı yapan yeni saç modelini Zerrin Özer'e benzetilmesine kadar bir anda gazino çevrelerinin en çok konuşulan ismi oluverdi. Oysa Harika Avcı kimseyi hedef almadığını, sadece alaturka gazino kurallarını kostümünden saç modeline kadar dış görünümünü kullanarak yıkmak istediğini söylüyor...
TAŞ BEBEK” ÜNVANI EL DEĞİŞTİRECEK
Sizler şu satırları okuduğunuzda sahnelerin çiçeği burnunda assolisti Harika Avcı ilk sınavını vermiş olacak.Gazinocular kralı Fahrettin Aslan'ın büyük desteğini gören Avcı'nın bebek gibi yüzünü çok beğenen patronu Fahrettin Aslan yeni solisti için,-”Göreceksiniz,taşbebek ünvanı el değiştirecek”diyor.Bilindiği gibi gazino sahnelerinin tek taşbebek ünvanlı sanatçısı Gönül Yazar.Yıllara meydan okuyan güzelliğiyle her zaman modanın öncülüğünü yaparak şıklığını bütünleştiren ve “Taşbebek” olarak anılan Gönül Yazar'ın fiziki açıdan ünvanını gençliğiyle elinden alması çok mümkün.Ancak yılların tecrübesini konuşturan Gönül Yazar'la alaturka kültüründe, bilgisinde nasıl boy ölçüşebilir değil mi?Her gece değişik bir repartuar sunmak için sürekli çalışan Harika Avcı hiçbir zaman “Az solist” değil gerçek bir “Assolist” olmak için sahneye çıktığını iddia ediyor ve rakipgazinolarda çıkan, çıkacak olan hiçbir sanatçıya aldırmayarak kendine olan güvenini şöyle dile getiriyor; - “Karşıma Silvie Vartan çıksa umurumda değil.Yılın en büyük işini ben yapacağım.Üstelik söylendiği gibi herkes Harika Avcı'yı sadece görmeye değil dinlemeye de gelecek...”...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...