Ana içeriğe atla

Christin, Kadir İçin Boşanıyor

Fransa'da sıradan bir fotomodel iken kocasının çektiği çıplak fotoğraflarıyla bir anda ün yapan ve Türkiye'ye gelince de Şarkıcılık yaparak, film çevirerek yıldız olan Christin Haydar yeniden İstanbul'a geldi. Üstelik daha önceki gelişlerinde olduğu gibi şeref konuğu falan değil Kadir İnanır'la film çevirmek üzere aramıza katılıverdi. Anımsayacağınız, gibi ilk kez yine bu sayfada ön haberini vermiştik yakışıklı aktörün güzel kadın sıkıntısını Christin Haydar'la yok ettiğini... İşte bu haberin devamı bir geldi ki sormayın gitsin. Çünkü Kadir İnanır Christin Haydar'a şartlı teklif yapmış ve kabul de ettirmişti. Ve bu şartla da çıplak yıldız Türkiye'ye ilk kez kocasız geldi. Neden mi diyeceksiniz? Sadece Kadir İnanır istedi diye... Evet sorunuzun tam cevabını alamadınız. Meraklanmayın gerisini anlatıyoruz hemen.
Anımsayacağınız gibi Christin Haydar iki yıl önce gelişinde Cüneyt Arkın'la film çevirmişti. Ve bu filmin en göz alıcı sahneleri de Cüneyt Arkın'la çıplak güzelin sevişme sahneleriydi. Ancak o film çekilirken Christin Haydar'ın fotoğrafçı eşi Jean Yves Haydar'da yanında idi. Ve başta Cüneyt Arkın olmak üzere bütün film ekibi Yves Haydar'dan adeta yaka silkmiş dört gözle filmin bir an önce bitmesini istemişti. Hatta filmin yapımcısı Abdurrahman Keskiner çekim soması şöyle konuşmuştu;
-''Christin Haydarla film çakmek çok güzel de şu ukala kocası yok mu İnsanı çıldırtıyor. Herşeye de karışılmaz ki kardeşim. Biz onun fotoğraf çekmesine karıştık mı?"
İşte o zamanlar bütün bunları film piyasasından duyan Kadir İnanır Christin Haydar'ı filminde oynatmayı düşününce aklına hemen Cüneyt Arkın geldi. Film çekimi sırasında aşırı sinirli olan aktör kendisine karışılmasından rahatsız olacağını düşündü ve Christin'e kocasız gelmesini şart koştu. Türkiye'yi çok sevdiğini söyleyen Christin Haydar ile kocası Yves Haydar da şöhretlerini ülkemizde sürdürmek için ayrılmaya razı oldular. Ve güzel yıldız Air France Havayollarına ait uçaktan tek başına indi İstanbul'a.
Tabii güzel yıldızın tek başına gelişinden Kadir İnanır hayli memnun. Filmin en dikkat çekecek yıldızı olmasından dolayı Christin Haydar'ı istediği gibi oynatacak kamera karşısında. İsterse muz gibi soyup sevişecek, isterse tokatlaya tokatlaya dövecek. Çünkü ne karışanı olacak ne de soranı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....