Ana içeriğe atla

En çok Soyunan Erkek Kuzey Vargın

Soyunma sahnelerinin kol gezdiği Türk filmlerinde sadece kadın oyuncular soyunup dökünecek değildiler ya.. Soyunan kadınların yanısıra erkekler de, çok geçerli olan bu kurala ister istemez inovun eğeceklerdi. İşte bu tür sahnelerin gedikli oyuncusu Kuzey Vargın. "Ölüm Yolcuları'' adlı filmde gene sovunuk olarak yatağa girecekti. Bu defaki yatak arkadaşı da Nuran Aksoy'du. Aksoy da Türk sinemasının devamlı soyunan kadın oyuncularındandı.
Arnavutköy’de. Sohban Koloğlu'nun plato olarak çalıştırdığı evde, çekimi yapılacak sahne için hazırlanıyordu... Ve bir süre sonra Nuran Aksoy yatağa girip, yorganın altında üzerindekileri birbir çıkardı. Bir kilotla kalmıştı ve çıplak göğüslerini de yorgana sarınarak gizlemeye çalışıyordu. Kuzey Vargın soyunmuştu bile... Bilindiği gibi göğüsü jilet izleriyle doluydu. Eski, uçarılıklarla dolu bir yaşantının hatıralarıydı bu izler. Ama artık uslanmıştı Kuzey Vargan. Bundan böyle yaşayışına dikkat edecek, bütün taşkınlıklarına bir son verecekti.
Ve Kuzey Vargın:
-''1967 yılı benim yılım olacak, yeni bir insan olarak gireceğim'' diyordu.
Gerçekten de Kuzey Vargın. 1966 yılının son günü, yeni bir hayata ilk adımını atmıştı, argın, yıllardan beri seviştiği, beraber olduğu manken Ayla Oranlı ile Ankara'da sesiz sedasız evlenmişti. Böylece 67 yılma bütün çapkınlıkları, taşkınlıkları geride birakarak, bir "Ev erkeği" düzeniyle giriyordu. Görüldüğü gibi Kuzey Vargın sözünü tutmuştu.
Işık provası yapıldıkdan sonra oyun provasına seçildi. Kuzey Vargın'la Nuran Aksoy birbirlerini kucaklıyorlar ve ardından da sevişmeye başlıyorlardı. Nedense bu sahnede Nuran Aksoy isteksiz hareket ediyordu. Bu durum genç rejisör Nazmi Özer’in gözünden kaçmamıştı.
- " Daha canlı, olmuyor Nuran. Hem neden öpüşmüyorsun?... öpüşeceksin... Havaya girmeniz lazım... Girmeden bu sahneyi çekemem. İsterseniz, biz çıkalım, siz havaya girene kadar başbaşa kalın" dedi.
Nuran Aksoy, "Prova yapılırken de öpüşme olur mu?..'' gibilerden rejisöre baktı. Ve çenesini oynattı. Aksoy 'un ağzında çiklet vardı. Gizliden gizliye de çiğniyordu. Yönetmen Nazmi Özer, neden sonra bu durumu sezinleyince iyice bozuldu:
-"Lütfen ağzınızdaki çikleti çıkarın. Züppe bir salon kızını oynamıyorsunuz. Yataktasınız, Sevişirken çiklet çiğnenir mi?..." dedi.
Nuran Aksoy'da bozulmuştu. Ağzındaki çikleti, tükürürcesine yatağın altına doğru fırlattı. Setteki hava gittikçe de gerginleşiyordu. Provalar bir süre daha devam etti. Ve sonunda bu aşk sahnesini sinirli bir hava içinde çekip bitirdiler...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...