Ana içeriğe atla

Mine Mutlu İflasın Eşiğinde

Üst üste batan şirketler, tıpkı bir devin yıkılışı gibi iflas bayrağını ardı ardına çekiveren koca koca holdingler... Ve de alarm ziline can derdiyle hızlı hızlı basan şirket sahiplerinin yardımına, kahraman bir kurtarıcı edasıyla koşan Maliye Bakanımız Sayın Adnan Başer Kafaoğlu...
Giriştiği "Kurtarma Operasyonları'' ile ölmek üzere olan şirketlere yıldırım hızıyla taptaze bir soluk vermeye çalışan ''Kurtarıcıların lideri" Kafaoğlu, şimdi de varını-yoğunu velhasıl yıllarca binbir çaba sarf edip kazandığı adını kaybetmek üzere olan bir ünlü sanatçımıza ilham kaynağı oldu. Çünkü o da tıpkı milyarlık şirketler gibi devrilmek üzere... Ve bu ölüm-kalım savaşı veren sanatçımız da Mine Mutlu... Kafaoğlu'nun kurtardığı şirketlere bakıp bakıp, birçok insanın içini burkan yalvarıcı bir sesle "Ne olur, Sayın Kafaoğlu''... O İnsanı yaşama döndüren elinizi hazır mevkiinizdeyken, bir yol bana da uzatıverin? diyerek acil yardım istiyor...
Evet Yeşilçam'a ilk girdiği sıralarda sanatsal yeter neğl ve oyun gücü bulunan sanatçılar arasında yer alabilirken, sinemamızda bir dönem fırtına gibi esen "seks furyası"na kapılıp, açılıp saçılmıştı Mine Mutlu... Ve o tür filmlerin de aranılan ismi olmuştu... Nasıl olmasındı ki, seks filmlerinin sere serpe soyunan ve cinsel yaşamın yozlaştırıldığı o cüretkar sevişme sahnelerinde rol alan birçok yıldızcıktan daha güzel ve daha tecrübeliydi. Üstelik de sinema izleyicilerinin tanıdığı bir yüz olarak vücudunu hiç çekini maden böylesine gözler önüne serince adeta "ideal bir seks objesi" haline gelmişti Mine Mutlu... Ancak estirdiği fırtınanın etkisi kadar uzun ömürlü olamadı seks filmleri... Ve yerini şarkılı türkülü ve bunun yanı sıra izleyenlere mesaj veren filmlere bıraktı. Durum böyle olunca da Mine Mutlu'ya başka kapılarda ekmek aramak düştü. O da kendisine birçok film yıldızı gibi sinemanın komşu kapısı ''sahne''yi seçti ve iyi de para kazandı şarkıcılıktan Mine Mutlu...
Ne var ki tüm bu hızlı sinema-sahne trafiğinden sonra Mutlu'nun önünde hiç de aydınlık olmayan hatta koyu karanlık olan bir pencere açıldı. Çünkü Mutlu'ya şimdi artık ne ilk gözağrısı olan sinemadan, ne de sahnelerden hiçbir teklif gelmiyor. Kendisine sık sık ve çeşit çeşit sevgili bulabilen Mine Mutlu'nun ne yazık ki, mesleğinden yana hiç ama hiç yüzü gülmüyor şu sıralarda... İşte bu yüzden de Mutlu geçirdiği bunalımlar sonucunda şimdi kendisini sızıncaya kadar içtiği içki şişelerine adadı. Ayık bulunduğu bir tesadüf anında, gazetelerde Kafaoğlu'nun ''Kurtarma Operasyonları''nı okumuş olacak ki Maliye Bakanı'na ''Sayın Kafaoğlu'', batıyorum giderayak beni de kurtarıverin'' diye umutla sesleniyordu...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...