Ana içeriğe atla

Müjde Ar Lezbiyen Mi?

Dul Bir Kadın” sezonun belki de sözü en çok edilen filmlerinden biri... Özellikle de Müjde Ar ve Nur Sürer’in yatak sahneleri en çok konuşulan sahnelerin başında geliyor... Evet konuşuluyor ama soru işaretleri uyanmıyor mu? Tabii ki uyanıyor... Şu anda gündemde olan en önemli soru da tek: “Müjde Ar lezbiyen mi?...” Ve tabii Müjde Ar’ın da buna verilecek yanıtı var...
Girdiği anlamsız ve zor ilişki zaten sinirlerini yeterince yıpratmıştı... Nereden de gelmişti Bodrum’a?.. Nereden tanışmıştı, o canına can katan, vücudunu titreten kendisini ona doğru çeken fotoğrafçıyla? Onun yüzünden gitmişti zaten, onun peşinden... Birbirlerine ilk kenetlendikleri an bu delice fikirleri olan hatta cinsel sapmalarını bildiği erkekten kolay kolay ayrılamayacağını anlamıştı. Yine de “Hayır” diyemedi ona... İsteklerine uydu onun kadını oldu, onun istediği gibi... Ama dolmuştu, onun bitip tükenmek bilmeyen istekleri yormuştu... Bir gece isyanlarla kaçtı odasından... Hemen bitişik odada belki de hayattaki tek gerçek dostu uyuyordu. Gitti yanına sarıldı, ağladı, ağladı... Birbirlerine sıkı sıkı kenetlenmiş bir halde ortalık karardı. Perde yeniden aydınlandığı zaman odaya güneş ışınları dolmuş ve odanın ortasındaki yatakta iki kadın çırılçıplak yatıyordu... Üstlerinde ancak mahrem yerlerini örten ince bir çarşaf vardı...
MÜJDE AR LEZBİYEN Mİ?
Bu sezon adından oldukça söz ettiren “Dul Bir Kadın”, “SON” yazısıyla noktalanıp sinema salonu boşaldığı zaman belki de çoğu kişinin aklında en çok bu sahne kalıyordu. Daha vizyona girmeden rekor düzeyde reklam yapan ve böylelikle merakla beklenir olan “Dul Bir Kadın” nihayet İstanbul ve diğer illerde gösterime girdi. Bu ilgi ve merak öylesine kendini gösterdi ki daha çok güney illerimizde hüküm süren arabesk ve türkücü filmleriyle aynı anda gösterime giren film bir anda hepsini silip süpürdü. Beğenilmiş miydi, yoksa millet meraktan mı akın ediyordu sinema salonlarına? Orası daha belli değil... Ama salon kapısından çıkan her kişinin kafasında bir soru beliriyordu. “Müjde Ar lezbiyen miydi?”
AMACINA ULAŞAN SAHNE
Gerçekten de filmin bu sahnesi her kafada bir soru işareti oluşturuyordu. Ne anlamı olabilirdi? Özellikle de Müjde Ar ve Nur Sürer’in birbirlerine sarıldıktan sonra sahnenin kararması ve gün ağardıktan sonra yeniden sahnenin aydınlanması tam bir soru işaretiydi... Acaba o arada ne olmuştu? Bütün bir gece geçmişti... Yoksa çoğunluğun düşündüğü gibi Müjde Ar bu filminde lezbiyen ilişkilere de mi el atmıştı?
Bu aslında amacına ulaşmış bir sahneydi... Senaryoda böyle bir sahne yer aldığı zaman izleyenlerin ne tür düşünecekleri ne gibi soru işaretleriyle karşılaşacakları çok önceden belirlenmişti... Ve işte amacına ulaşmıştı...
KADIN FİLMLERİNE EVET, LEZBİYENLİĞE HAYIR
Peki, Müjde Ar ne diyordu bu işe? Filmde lezbiyen olduğunu kabul ediyor muydu? Hayır... Hem de kesinlikle hayır...
- “Olaylara feminist bir yaklaşım gösterebilirim... Filmlerimin hepsinde kadını işleyebilirim.. Hepsinde kadını ön plana çıkarabilirim... Ama asla çarpık ilişkilerin baş kahramanı olmam... Her zaman tiksintiyle karşıladığım bir olayı en değer verdiğim olay olan sinemada yaşatmam. Hiç mi eşcinsel arkadaşım yok? Var elbet... Ama herkes kendisinden sorumludur... Onları kınamak gibi bir adetim de yoktur... Herkes özgürdür... Dilediğince yaşama hakkına sahiptir... Ama kendimi hiç bir zaman onlar gibi düşünemedim, düşünemem de... “Dul Bir Kadın” bir sanat olayından öte bir takım ticari amaçları olan bir filmdir... Tabii ki reklamı da yapılacak filmin içine esrarengiz, insanı düşündüren doneler de konulacak... Öyle de yapıldı... Ve başarı sağlandı... Bugün kafalarda Müjde Ar lezbiyen mi sorusu uyandıysa bu bir başarıdır... Ama ben lezbiyen değilim... Ne özel yaşamımda bunu hoş karşıladım ne de filmlerime konu ettim...”
Doğrusu ya kardeşçe bir yaklaşımdı Müjde Ar ve Nur Sürer’in yaşatmak istedikleri... Öylesine bir çaresizlik içinde sarılmışlar, sığınmışlardı adeta birbirlerine... Ne var ki film yapılırken böylesine ilgi çekeceği ve bin tane soru uyandıracağı da düşünülmüştü... Bu tartışmasız bir gerçekti... Sonuçta film seyredenlerin beyinlerinde bu tip sorular uyandırıp başarı kazanırken Müjde Ar’ın bir filmlik de olsa lezbiyen olup olmadığı tartışması yine de sürüp gidiyor...
Sevgilileri omuz omuza...
Bilindiği gibi Müjde Ar son yıllarda kendine Özgü bir sinema politikası uyguluyor. Yani hiç adı sanı duyulmamış genç erkeklere filmlerinde rol vererek onları sinemaya kazandırıyor. Bu politikasının başlıca emekleri de bugüne değin Bülent Bilgiç, Tarık Tarcan, Ümit Belen ve Yılmaz Zafer oldu... Öte yandan bu gençlerin arasında kendisinden söz edilen biri daha vardı. Müjde Ar’ın bir film de onunla çevireceği söyleniyordu. Bu genç de manken ve fotomodel Yaşar Alptekin’di. Hatta bir ara bunun gerçekleşeceğine öylesine inanılıyordu ki. Müjde Ar ve Yaşar Alptekin’in birlikte verdiği pozlar, gazetelerde bile yer almıştı. Ne var ki aradan yaklaşık 6 ay gibi bir zaman geçmesine karşın bu proje gerçekleşmedi. Ama Müjde Ar’ın kafasından da Yaşar Alptekin’le film çevirme düşüncesi o zamandan beri hiç çıkmadı. Şimdi ünlü sanatçı oynayacağı bir filmde, erkek oyuncu olarak yanına mutlaka Yaşar Alptekin’i alıp, onu da sinema dünyasına sokmak istiyor. İşin ilginç tarafına bakın ki, mesleklerinin aynı olması ve bir rastlantı sonucunda Müjde Ar’ın “Fahriye Abla” filminde oynayıp eski sevgilisi ünvanını kazanan Tarık Tarcan ile gelecekteki yeni sevgiliyi oynayacak olan Yaşar Alptekin, bugünlerde İGS firmasının reklamlarında birlikte ve omuz omuza poz vermeye başladılar. Onların bu halini görenler ise en azından adlarından söz ettirmelerini Müjde Ar’a borçlu olduklarını düşünerek sanatçıya “Genç fabrikatörü” diyenlere hak veriyorlar...
Çocukluk arkadaşı artık erkeği oldu
Aynı mahallede büyümüşlerdi... Birlikte oyunalar oynamışlar, koşup eğlenmişlerdi... Kim derdi ki yıllar sonra aynı yatağa girecekler, çılgınlar gibi sevişecekler diye... Kimsenin aklına gelmezdi o sıralarda hiç kuşkusuz...
Ama sonra bu gerçekleşti ve çocukluk arkadaşı olan Müjde Ar ile Yılmaz Zafer aynı yatağa girerek seviştiler.... Bu yıl Antalya’da Altın Portakal ödülünü kazanan “Dul Bir Kadın”ın da en can alıcı sahnelerini oluşturmuştu bu sevişme sahneleri... İlk zamanlar 15 yıllık tiyatro mazisi olan Yılmaz Zafer’e de Müjde Ar’ın daha önceki filmde rol verdiği genç oyunculardan biri gözüyle bakılmıştı... Bir filmle parlayacak, ondan sonra da sönüp gidecekti... Ama Yılmaz Zafer düşünülenlerin aksine “Dul Bir Kadın”dan sonra iki film daha çevirdi... Ve şu sıralarda da Müjde Ar’la ikinci filmini çeviriyor. Senaryosunu Atıf Yılmaz’ın yazdığı, yönetmenliğini yine kendisinin yaptığı bu filmin adı “Vasfiye”... Tamamı İzmir, Urla ve Çeşme’de çekilecek olan filmde şarkıcı olmak isteyen taşralı bir kızın hayattaki tek aşkı genç bir doktorla başından geçen olayı anlatılıyor... Evet, Müjde Ar’ın kendisine erkek olarak ikinci kez Yılmaz Zafer’i seçmesi şimdi sanat çevrelerince “çocukluk arkadaşı artık aatek erkeği oldu” şeklinde niteleniyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...