Ana içeriğe atla

Nerde O Erkek?


Kendi halinde, memur maaşlı bir balerinken güzel fiziğiyle dikkatleri üstüne çekerek müzikli oyunlarda dans etmeye başlayan ve yarattığı sansasyonlarıyla Yeşilçam'dan gelen cazip tekliflere dayanamayarak ünlü sanatçılarla film çevirmeye başlayan Çiğdem Tunç şöhret merdivenini tırmanmaya başladıktan sonra da, dans ve rol yeteneğinden çok aşklarıyla sözettirmişti kendisinden. Magazin basınında sık sık değişik sevgilileriyle çeşitli eğlence yerlerinde kimi zaman sarmaş-dolaş dans ederken, kimi zaman iç içe otururken fotoğrafları çıkan Çiğdem Tunç bu renkli dünyaya girdikten sonra yaşammı da renklendirmiş ve adeta bir aşk kadını olup çıkmıştı... Kimler yoktu ki, Çiğdem Tunç'un aşk dosyasında... Yönetmen Ömer Kavur'dan, TRT yapımcısı Erşan Başbuğ'a, Tarık Akan'dan Mahmut Cevhere, Hakan Kalkavan'dan İrlandalı şarkıcı Johny Logan'a, Fenerbahçeli ünlü futbolcu ve kendisinden bir hayli kısa boylu İlyas Tüfekçi'ye, işadamlarından, okul arkadaşlarına, hatta öğretmenlerine kadar birçok erkek henüz çok genç yaştaki Çiğdem Tunç'un gönlünü çalmış ve güzel günler geçirmişlerdi...
Tanınmaya başladıktan sonra işte böyleslne hızlı bir aşk yaşamı sürdüren Çiğdem Tunç geçtiğimiz gönlerde bir derginin kendisiyle yaptığı röportajda aşk ilişkilerinden söz ediyor ve ''Yanındaki erkeğe tıpkı bir kedi yavrusu gibi sanldığım'' belirterek ''Henüz bakireyim. İnandırmaya çalışmıyorum. Sadece söylüyorum, yakın çevrem beni biliyor. Tabii sıhhatli bir insanım, ama bu banim hayatım" diyor... Dillere destan olan aşkı Fenerbahçeli İlyas'la olan beraberliğini ''İlyas benim yanımda cüce gibiydi. Ancak ilişkimiz dünya cicisi bir beraberlikti. Her şeyi paylaşırdık. Ama evlenme teklif edince ondan aynldım, çünkü evliliğe henüz hazır değilim'' şeklinde vurgulayan Çiğdem Tunç erkeklerle olan ilişkileri yönünden son derece hızlı yaşamasına karşın bakireliğini neden bu zamana kadar kutsal bir duygu gibi özellikle koruduğunu da şöyle açıklıyor...
''Bana sahip olacak erkek o denil akıllı olmalı ki, önce beynime, sonra da kalbime girmeli. Konuşmasından, davranışlarından, giyiminden, mesleğinden, çevresindeki saygınlığından, mevkiinden tutun da bakışlarına değin beni etkisi altına alabilmeli, ayrıca kültürlü, dünyadan haberdar olmalı. Ben ancak bu özellikleri den ve bir numara ölecek erkeğe her şeyimi veririm. Demek ki, şimdiye değin böyle bir şey sözkonueu olmadığına göre karşıma bu tip bir erkek çıkmamış. Böyle bir erkek çıksa da keşke bana sahip olsa. Ama nerdeee o günler...
Evet derdine çare arayan Çiğdem Tunç şimdiye kadar karşısına aradığı özelliklerde erkeğin çıkmamasına karşın gelecekten umudunu yine de kesmiyor ve sözlerini ''Bir gün mutlaka'' diyerek umutla noktalıyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...