Ana içeriğe atla

Havva Kopan'a Frengi İthamı

Eski sevgilisi Orhan Güler’in de onaylamasıyla Havva Kopan’ın frengi saçtığını yayınlayan bir gazete genç sanatçının dünyasını allak bullak etti. El içine çıkmaya yüzünün kalmadığını belirten Kopan bu haberin iİftira olduğunu duyurma çabası içinde şimdi...
Öyle masum, her şeyden öyle habersiz bir görüntüsü vardı ki... Giresun’dan kalkıp büyük umutlarla İstanbul’a geldiği zaman rüyalarında neler görmüştü neler... Ne var ki, derler ya ''kazın ayağı öyle değil'' diye... Havva Kopan’ınki de o hesap oldu işte...
Arkadaşlarının ısrarıyla katıldığı ''Fotoroman Güzeli" yarışmasında birinci olması rüyalarının bir ölçüde gerçekleşmesi için ilk adımdı... Arkası da geldi... Kendisine yöneltilen tekliflerin arasında en güvenilir gördüğü için Selim Soydan’ın film teklifini kabul etti... Parasını almaya gittiği zaman ise Soydan’ın yumruklarıyla karşılaştı... O zamanlar toydu... İşte belki de bu yumruklar aklını başına getirdi Havva Kopan’ın... Ortalığı bir velveleye verdi ki sormayın... Adını da ilk olarak böyle duyurdu zaten... Belki farkında olarak belki de olmayarak büyük oynamaya başlamıştı bile... Ne var ki ömrünün sonuna kadar Selim Soydan’la sansasyon yapacak hali yoktu ya... Aklı da başına gelmişti zaten. Oyununu bilinçli oynuyordu artık. Şöhretin yoluna işte şimdi adım atmıştı... Tam bu sırada birlikte olduğu Orhan Güler imdadına yetişti Havva Kopan’ın... Kendisine ev açıp ona tüm faaliyetlerinde destek olan ama sonra birdenbire bütün kapıları yüzüne kapatıp karısına dönen sevgilisi Orhan Güler bilmeden ona öyle iyilikler yaptı ki...
Bir gazetede yayınlanan ''Havva frengi saçıyor" haberini eski sevgilisi Orhan Güler de doğruladı. Hatta Hava Kopan’dan bu yüzden ayrıldığını bile sağda solda söyledi... Bundan büyük nimet olabilir miydi şöhret yoluna sapmış bir genç yıldız için... Tabii ki hayır... Her ne kadar bitmiş kahrolmuş durumda olsa da bu frengi olayı onun için aslında ele geçmez bir fırsattı... Ağladı, sızlandı, feryat etti. Ve hiç vakit geçirmeden Deri ve Tenasül Hastalıkları Dispanseri’ne koşarak hiç bir rahatsızlığı olmadığına dair rapor aldı. Havva Kopan sonrada avukatı İlhan Gündüz’e başvurarak 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne üç koldan dava açarak 10 milyon da tazminat istedi...
Bunların hepsi Havva Kopan’ın oynadığı oyuna dahildi... ''Frengiydi değildi, 10 milyonu aldı, alamadı" derken şöhret heveslisi genç yıldız adından daha bir bahsettirir oldu. Oyunu ''kuralına göre" oynamaya başlamıştı artık...
Bugünlerde Havva Kopan ''Giresun’u düşündükçe akrabalarımı, tanıdıklarımı düşündükçe kahroluyorum. Kimbilir hakkımda neler düşünüyorlardır. Ben tertemiz bir genç kızım, namusuma da sağlığıma da dil uzatanlar hem yüce adaletten hem de Allah tarafından cezalandırılacaklardır" diye veryansın ediyor... Ediyor ama bunların hiç biri giderek şöhret kazanmasına engel değil. İşte, şöhretin, şöhret yolunun böyle cilveleri oluyor ara sıra. Günahı boynuna...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...