Ana içeriğe atla

Kamuran Akkor ve Vasfi Uçaroğlu Kaplıca Keyfinde

Bu yılın başında Vasfı Uçaroğlu İle dedikodulu bir şekilde evlenen ve hamile olarak sahneye çıkan Kamuran Akkor, hamileliği yüzünden yaz boyunca bir kere olsun denize girememişti. Fakat Kamuran bundan bir gün olsun şikayet etmedi. Zira içinde önüne geçilmez bir anne olmak isteği vardı. Doktorlar denizi yasak ettiğine göre, o da denize girmezdi. Ama Kamuran Akkor şikayet etsin etmesin, eşi Vasfi Uçaroğlu onu hiç bir şeyden mahrum etmek istemiyordu. Gizli evlenmelerinde bile ilk defa dünya evine giren Kamuran'a sırf içinde heves kalmasın diye gelinlik bile giydirmiştl. Kamuran’ın bu yaz denize girememesine de en çok üzülen Vasfi Uçaroğlu’ydu. Ne yapıp etmeli, eşinin deniz hasretini gidermeliydi. Nihayet geçenlerde bunu da başardı. Bir boş gün bulup eşiyle birlikte Bursa'ya gitti. Kaplıcaların suyu, pek deniz suyuna benzemezdi ama, ne de olsa su, suydu İşte!
Vasfi Uçaroğlu orkestrası Türkiye'nin en çok çalışan topluluğudur. Bir gecede tam dokuz yer dolaşırlar. İste bu aşırı çalışma yüzünden Vasfı İle Kamuran'ın Bursa gezisi ancak gece yarısından sonra başladı. Hilton'daki gecenin son programı da bitince otomobillerine atladılar ve sabaha karşı saat dörtte Bursa'ya doğru yola çıktılar.
Uzun süre araba vapuru bekledikten sona nihayet 6.00’da Anadolu yakasına geçmişlerdi. Kamuran Akkor ve Vasfi Uçaroğlu yol boyunca uyukladılar...
Yeşil Bursa o gün gerçekten yemyeşildi. Karı - koca sanki yol boyunca kestirdikleri birkaç saatle zindeleşmişler, eski neşelerine kavuşmuşlardı. Lüks otelin merdivenlerinden yukarıya çıkarken, Vasfi şişkince göbeğini oğuştura oğuştura siparişi veriyordu. Aylardan beri bir boş gün bulup dinlenmeye fırsat bulamayan karı - koca, o gün bütün iş konuşmalarını bir kenara bıraktılar, zayıflamaları için tatbik ettikleri sıkı rejimi bir gün ertelediler.
Vasfi Uçaroğlu ve Kamuran Akkor, müzik dünyamızın en mesut çiftlerindendir. Fakat saadetlerini bozan bir tek şey vardı! Nedir o bilir misiniz? Kamuran'ın sık sık Vasfi Uçaroğlu’nun bıyıklarını çekiştirmesi! Ne zaman asılacağı da belli olmuyor. Bir bakıyorsunuz severken, bir bakıyorsunuz kızınca tutmuş Vasfi’nin bıyıklarını. Tabii her çekişinde de, Vasfi Uçaroğlu'nun tabiriyle iki üç tel azalıyor. Azalsın azalmasın, acısın, acımasın, Kamuran’ın umurunda bile değil. «Ben bu adamla evlenene kadar bıyıktan nefret ederdim. Ama bunun her şeyini seviyorum,» diyor.
Kamuran Akkor ve Vasfi Uçaroğlu birkaç saat uyuduktan sonra mayolarını giyip banyoya girdiler. Daha kapıdan içeriye girer girmez, Kamuran’ın gözüne Vasfi'nin göbeği ilişti, işte Kamuran o anda müthiş kahkahalara başladı. Aman Allah o ne gülüş! Vasfi’nin göbeğine baktıkça adeta genç kadını gülme krizi tutuyordu.
Nihayet kahkaha faslı yerini yıkanma faslına bıraktı. Kamuran Vasfi'yi elinden tuttuğu gibi sıcak suyun içine oturtup eline sabunu aldı. Ondan sonra vay haline Vasfi'nin! Kamuran bu, gözüne sabun mu kaçmış, sular fıkır fıkır kaynıyormuş, hiç aldırmıyor. Vasfi’ nin çığlıklarına kulak asmadan onu dilediği gibi yıkıyordu. Bir taraftan da söyleniyordu: «Kırk yılda bir temizlen. Menekşe bile senden temiz. Korkma, bir su daha yıkadım mı, tamam.»
Vasfi Uçaroğlu ve Kamuran Akkor, o gün akşama kadar otelin havuzuna girip çıktılar, çocuklar gibi eğlendiler. Ama bu eğlenceleri fazla süremezdi... Zira ertesi gün İstanbul'a dönüp yine çalışmaları lazımdı. Onların şöhret yolu çok çalışmalarına bağlıydı zira.
Karı - koca bir gün olsun mesuliyeti üzerlerinden alıp huzur dolu saatler geçirdikleri için neşeyle İstanbul'a doğru arabanın içinde elele, cıvıl cıvıl konuşuyorlardı. İstanbul'a girdikleri sırada onları mesut bir pozda gören yaşlı bir hanım hayranları, şu sözleri söylemekten kendini alamadı:
- «Alah saadetinizi bozmasın. Bu zamanda sizin gibi mesut çiftler öyle azaldı ki.»
Vasfi Uçaroğlu ile Kamuran Akkor evlerine giderken neşeleri bir kat daha artmıştı. Biraz sonra evlerine ve kendilerini bekleyen kızlarına kavuşacaklardı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...